(7)
-Yavrum. Kara Vezir! Vaziyeti biliyorsun. Dün abim geldi. Çocukların düğünlerini yapmamızı istiyor. Ben yemin ettim ki: ?Kardeşimin oğlu Tahir´e veya Tahir adlı bir kimseye kızım Zühre´yi verirsem, yedi silsileme sülaleme lanet olsun.? Bu herif gelmiş ?Düğün yapalım.? diyor. Benim yeminim yerde kalacak, versem olmaz. Vermesem ortalık kana boyanacak. Abimin kayınları hep ordu komutanları, general, karşı koyamam.
Kara Vezir diyor ki:
-Padişahım! Mademki sen bana akıl danışıyorsun, yetki ver bu işi halledeyim.
-Veriyorum, diyor.
-O zaman şu kâğıdı imzala.
?Bütün yetkilerim Kara Vezir´e...? diye kâğıdı imzalıyor Ethem Şah. Kâğıdı cebine koyuyor Kara Vezir.
-Padişahım! Ahmet Vezir, ?Ne yaptın ?? derse, ?Kardaş, benim şu günlerde gönlüm gamlı. Kızı mahallenize götürün. Kayınların, sen, hanımın, gelininiz çalın oynayın. Kaç gün çalarsanız, düğün yaparsanız yapın.? de. Onlar buraya gelince, dört cellat hazırlarız. Önce ordu komutanlarının boynunu vurdururuz. Ondan sonra kardaşının, hanımın boynunu. Tahir de alır başını gider.
-Öyle mi?
-Öyle.
Padişah bir hataya düşüyor ki, sorma gitsin. Ahmet Vezir, sabahleyin camiden çıkıyor, doğru kardeşinin yanına varıyor.
-Ne yaptınız, kararlaştırdınız mı?
-Abi, diyor padişah. O senin gelinin. İstediğin an götürebilirsin. Yalnız, benim bugünlerde biraz moralim bozuk. Sen, hanımın, kayınların gelin, gelininizi faytona bindirip götürün, kendi mahallenizde düğününüzü edin. İster bir ay yap, ister kırk gün yap, ister kırk saat yap. Gelinini götür, orda çal, çağır...
Ahmet Vezir evine geliyor. Karısı:
-Ne yaptın, diyor.
O da olup biteni söylüyor.
-Tamam diyor, hanımı. Öyle olsun herif.
Bunlar kızı alacakları gün hepsi de atlıyorlar faytona doğru köşke geliyorlar. Hanımı Şahab´ı da getiriyor. Şahap en arkada, geriden geliyor. Bunlar merdivenleri çıkıyor. Tam içeri girerken, muhafızlar girenin üstüne atılıp boynunu vuruyor. Şahap geriden bunları görüyor. Koşa koşa Tahir´in yanına geliyor.
-Aman Tahir, iş işten geçti. Zalim amcan, babanın da, annenin de, dayının da boynunu vurdurdu. Kaç canını kurlar. Diyor ki:
-Şahap! Evvel Allah, bu evin emaneti sana. Ben gidiyorum. Sağ dönüp de elime fırsat geçerse, Mevlâ kerimdir... Yalnız, Zühre´nin yanma kim gidip geliyor, kim ilgileniyor onunla, bana haber vereceksin. Dostumu, düşmanımı bileyim.
Oradan uzaklaşıyor. Mahalle arasından giderken, iki fakire rastlıyor:
-Bana arkadaş olur musunuz, diyor.
Onlar da kabul ediyor. Bunlar şehirden çıkıp çöle aşağı gidiyorlar. Padişah, kardeşini, yengesini öldürttükten sonra Tahir´i sorduruyor:
-Tahir nerde? Bulun getirin. Kızımdan vazgeçsin, onun dünyalığını vereceğim.
Arıyorlar Tahir´i bulamıyorlar. Kara Vezir diyor ki:
-Ben onu buldururum.
-İyi, bul getir. Yalnız sağ getir, diyor.
Tahir, iki arkadaşıyla düzlük, sazlık bir yere varıyor. Aç, susuzlar... Orada balık tutup, balık kızartıyorlar. Gece vaktiymiş. Vezirde iz süre süre oraya gelmiş. Ateşi görünce; ?Tamam oradalar.? deyip etraflarını sarıyorlar. Onları orada yakalıyorlar. Ellerini bağlayıp, vezirin huzuruna getiriyorlar. Babasının arkadaşı Ali Han Vezir de oradaymış. Ali Han Vezir´in oğlu da generalmiş, o da oradaymış. Vezir:
-Lan, diyor. Amcasının kızına yan bakmış, hakaret etmiş Tahir, sağına bak.
Sağına bakınca, vezir, arkadaşının boynunu vurdurup düşürüyor. Kolunu çözüp onu orada bırakıyorlar. Vezir Tahir´in yanına geliyor.
-Ulan, diyor. Amcasının kızına yan bakmış Tahir, soluna bak. Solundaki arkadaşının da boynunu vurdurup düşürüyor.
-Bir kılıç da bana salla, diyor Tahir.
Vezir yapacak ya, korkuyor. Çünkü, padişah nesli. Tam vuracağı sırada Ali Han Vezir´in oğlu General Sait Paşa, karşı geliyor.
-Hoşt! Arkadaşlarını vurdun, şerefsiz herif, diyor.
(8)
Tahir diyor ki:
-Dilime iki hane geldi, müsaade edin, söyleyeyim.
-Ulan! Yolun ortasında âşıklık olmaz, hadi yürü, diyorlar. Sait Paşa:
-Hadi söyle, diyor, izin veriyor.
Götürürler Ethem Şah´ım yanma
Can dayanmaz o kulların kanma
Vur boynumu kat kulların kanma
Aman Allah yordun eyle bu güzel kuluna
Tahir´i eli bağlı köşke getiriyorlar. Huzura çıkınca padişah diyor ki:
-Oğlum! Benim büyük yeminim var. Yeminimi bozamam. Kızım Zühre´den vazgeç. Seni padişah yapacağım. Hangi padişahın kızını dersen, onu alacağım. Yalnız kızım Zühre´den vazgeç.
-Amca! Söz ile geçemem, saz ile geçersem, bilemiyorum, diyor.
Elinin kelepçelerini çözüyorlar. Sazı alıyor destine, koyuyor sinesinin üstüne. Katil amcasına ne diyor bakalım:
Elim bağlı divanına gelmişim
Divana bağışla beni sen emmi
Gözyaşıyla name yazmış yâr bana
Nameye bağışla beni sen emmi
Böyle deyince Ethem Şah:
-Vurun boynunu, diyor. Hâlâ Zühre´nin ismini ağzına alıyor. Ali Han Vezir ayağa kalkıyor.
-Ulan, katil şah! Lan, katil herif! Padişah nesline kılıç sallanmaz. Sen kim oluyorsun? Söyle sen oğlum.
Aldı bakalım Tahir ne dedi:
Derya kenarında yüksek adalar
Esen yeller yâr zülfünü zedeler
Bana gelsin yâre gelen gadalar
Zühre´ye bağışla beni sen emmi
-Vurun, diyor.
-Vuramazsın, diyor Ali Han Vezir. Devam et oğlum.
TAHİR´im söylerim yanık özümden
Bilmem talihimden bilmem yazımdan
Cellât etsen vazgeçmiyom kızından
Zühre´ye bağışla beni sen emmi
Ethem Şah, cellatlara emretse de olmuyor, atıyorlar Tahir´i zindana. Akşam oluyor, akıldanesi Kara Vezir´i sesliyor. Diyor ki:
-Yavrum, Kara Vezir! Kahraman şehri kana boyanacak. Kardaşımı vurdum. Kayınlarını vurduk. Kardaşımın hanımını vurduk. Şimdi bunu da vurdum muydu, şehir ikiye bölünür. Akıbetimiz kötü olur. Bir çıkar yol düşün.
Dedi ki Kara Vezir:
-Sen bana şu imzayı verdin ya tamam, daha karışma. Ben onu hallederim.
Haberi kimden verelim: Zühre´den...
Zühre, Tahir´in çöle doğru kaçtığını, halen arandığını işitiyor. Camın önünde devamlı çölü gözlüyor. Bir fincan da kahve hazırlıyor, masanın üstünde duruyor. Eğer Tahir´den kara bir haber alırsa, hemen içip zehirlenecek. Kara Vezir yanındakilere dedi ki:
-Bizim Türk hududuyla İspanya´nın arasında Tuna Yalısı diye bir yer var. Orada yüksek bir ormanlık dağ var. Tahir elimizde, oraya götürürüm, on beş-yirmi tane atlıyla. Orada kurt-kuş parçalar. Hiç olmazsa kılıçtan geçmemiş olur. Böylece kurtulmuş oluruz.
Bu arada Tahir´in de elini, kolunu bağlıyorlar. On beş-yirrni tane atlı götürüyor. Bereket ki, Ali Han´la oğlu Sait Paşa da orada. Tahir diyor ki:
-Ey arkadaşlar! Gidip gelmemek var, gelip görmemek var. Ben ya gelirim, ya gelmem. Müsaade edin şuradan gidelim, Zühre´nin köşkünün önünden. Ölmeden bir soğuk yüzünü göreyim.
-Hadi lan, dedi Kara Vezir. O kararı ben veririm.
Sait Paşa dedi ki:
-Hayır, buradan gidilecek.
Kara Vezir bakıyor ki, onlar on beş-yirmi kişi, kendisi bir kişi. Bir şey diyemiyor. Zühre´nin köşküne varıyorlar. Bakıyor ki Tahir, Zühre´nin gözlerinden dolu gibi yaş akıyor.