(9) Tahir: -Elimi kolumu çözün, kaçacak değilim ya, diyor. Sırtında saz da takılı... Bunlar çözüyorlar Tahir´in ellerini. Tahir, saza düzen, söze özen veriyor bakalım Zühre´ye ne söylüyor? Zühre yaşlı gördüm ela gözünü Çöle doğru döndermişsin özünü Gidiyorum kimler çeker nazını Ela gözlü Hanım Zühre´m yan´ağla deyince Zühre bakıyor ki. Tahir aşağıda. Hemen saçındaki 32 belikten bir tel parmağına doluyor, aşağıdaki Tahir´e bakalım ne söylüyor: Gitme Tahir gitme gadan alayım Ağlama gözüne kurban olayım Yaşamayım senden evvel öleyim Ela gözlü Han Tahir´im bir eğlen -Ulan, diyor Kara Vezir. Sokak ortasında âşıklık olmaz, yürü. Ali Han Vezir´in oğlu karşı çıkıyor. -Değme, söyleyecek, dedi. Gamı def olmadı, aldı bir daha Tahir: Senin baban öz babamı öldürdü Dostum ağlar düşmanımı güldürdü Elim bağlı beni sürgün göndürdü Ela gözlü Hanım Zühre´m yan ağla Aldı Zühre: Kör olaydı o babamın gözleri Aşk uğruna yandınyor bizleri Ölenece yar yolunu gözlerim Ela gözlü Han Tahir´im bir eğlen Aldı Tahir: Bir yadigâr versen ben de aparsam Yıkıldı virane gönlüm yaparsan Ben gidiyom düşmanıma taparsan Ela gözlü Hanım Zühre´m yan ağla Zühre´nin sandığa sepete eli yetmiyor. Ancak gözyaşını sildiği ibrişim mendili topaklayıp aşağı atıyor. Tahir mendili aldı, cebine koydu. Ellerini bağlıyorlar tekrar yola revan oluyorlar. Konarak göçerek, lale sümbül biçerek, uzun bir müddet gidiyorlar. Sonunda Tuna Yalısı denilen yalçın dağın başına varıyorlar. Haberi kimden verelim: Şahap´tan... Tahir´in yardım ettiği, elinden tuttuğu Şahap geriden atları takip ediyor. Günlerce yol yürüyor. Onlar yukarı, tepenin başına çıkıyorlar. Ormanlık, çalılık... Tahir´in ellerini, gözlerini bağlıyorlar, dönüyorlar geriye. Şahap, ormana gizleniyor, bunlara görünmüyor. Onlar geçtikten sonra, hemen varıyor Tahir´in yanına. Ellerini, ayaklarını, gözlerini çözüyor. Beline bir pağaç da ekmek almıştı. Tahir: -Çok ekmeğinizi yedim. Fakat benim gücüm bir pağaç ekmeğe yetti, bunu getirdim sana, diyor. -Şahap! Sen beni hayata kavuşturdun ya, daha ben ne isterim. Sen tekrar git. Bizim evi kim sahiplenecek? Zühre´ye kim sahip çıkmak istiyor. Benim arkamdan kimler tuzak kuruyor? Bunları öğren. Ben er-geç inşaallah, Allah´ın sayesinde geleceğim oraya. Allah bir fırsat verirse, seni oraya hükümdar yapacağım. Şahap, günlerce yol yürüyor, şehre geliyor, Kahraman şehrine. Şimdi, askerler belliyorlar ki: ?Tamam biz onu orada bıraktık, kurt kuş yedi.? Haberi kimden verelim: Tahir´den... Tahir öyle bir yalçın yerin başındaydı ki, ağaçlardan tutunursa kurtuluyor, yoksa kayıp gidiyordu. Ağacın dibine pusuyor. O yana bu yana derken uyku arasında, haydi bakalım, ayağı kayınca Tuna Yalısı´nın öbür tarafına, İspanya hududuna kaydı. Dağın eteğinde, aynı Ethem Şah´la Ahmet Vezir´in yapmış olduğu bahçe gibi, İspanya kralının bir bahçesi vardı. Aynı öyle güzeldi. Onlarda kiliseye giderken, suyu o bahçeden alıyorlar. Kapı kilitli, geçmenin imkânı yok, Tahir oraya geliyor. O yana, bu yana dolaşıyor, bir türlü içeriye giremiyor. Diyor ki kendi kendine: -Ben ancak bu akan ırmaktan aşağıya geçerim. Sazını duvardan içeriye atıyor. Suya dalıyor, öbür taraftan çıkıyor. Görüyor ki, bahçenin ortasında bir köşk. Bahçe dersen, yalancı dünyanın cenneti; bahçeler, güller... Her yerden kuş cıvıltısı geliyor... Köşkten içeriye girdi. Her yer Horasan halısıyla döşenmiş. Tabi çok yorgun olduğu için orada uykuya dalıyor. Gel haberi kimden verelim; İspanya melikinin kızından... DEVAMI YARIN