Bu onlar için avantaj gibi gözükse bile, zordur meşin yuvarlağı elle tutmak.  Takımda bulunan diğer 10 futbolcunun topu eline alması ve hatta topa elle temas etmesi bile yasak olurken, onlar serbest bırakılmıştır.  Topa elle temas etmelerinde.  Evet, takımın bir parçasıdır kaleci.  Hem de en büyük ve en önemli parçası.  Yani “1” numaralı parçası.  Bu nedenle kaleciler, takımlarında hep “1” numaralı formayı taşırlar.  Çünkü;  Takımlarının “1” numarasıdır onlar.  Takımın, esame listesi yazılırken ilk önce onun adı yazılır. Tabi ki, kalecinin.  Teknik direktörler, takımı kurarken soyunma odasında önce onun adını yazarlar kara tahtaya.  Zordur kaleci olmak.  Maçta, 90 dakika süper oynar.  Frikik kurtarır, atılan şutları çıkarır ve hatta penaltı kurtarır.  Sağlı sollu tüm ataklara göğüs gerer.  Rakip takımın gol atmasına izin vermez.  Yaptığı kurtarışlarla, takımını ayakta tutar, kaleci.  Adı kaleci.  Amacı, 3 direk arasından topun ağlarla buluşmasını önlemek.  Rakibine gol şansı vermemek.  Kaleci, maçtan başka bir şey düşünmez.  Hep oyundadır.  Golleri kurtardıkça, sevgilisidir taraftarın.  Adına besteler ve şarkılar yazılır.  Ve o an gelir.  Onca kurtarışın ardından, top ağlarla buluşur.  Belki rakibin çokta sert olmayan şutunu yakalayamaz.  Belki de takım arkadaşının istemeyerek de olsa ters bir vuruşunu.  Kurtaramaz.  Top ağlarla buluşmuştur, artık.  Tüm hayalleri yıkılır.  Maç boyunca gol yememek için 90 dakika müthiş oynamıştır.  Onlarca pozisyonda gole izin vermediği ve yaptığı kurtarışlar unutulur, bir anda top ağlarla kucaklaşınca.  Her şey tersine döner, yenilen golün ardından.  Birkaç dakika önce kendisine şarkılar ve besteler yapan taraftarlar, tepki göstermeye başlarlar.  Dünyası kararır.  Bir hata, bir hata, bir hata...  Alıp götürür, maç boyunca yaşanan tüm güzellikleri.  O yapılan “1” hata.  Dedim ya, zordur kaleci olmak.  Hayatınız boyunca o “1” hatayı yapmamanız dileğiyle....