On iki bin yıllık şehirleri kazıp, taşlardan kayalardan tarih devşirirken; “Şehir Mimarisi” ve “Şehir” denilince insanoğlunun en becerikli olduğu yüzyılları toprağın altına gömen insana modern insan denir. Hadi günahlarını almayalım, modernlik Frenk icadıdır ama onlar bahsettiğimiz şehirlere/şehirlerine sahip çıkmıştır.
İkinci Dünya Harbinde Beç şehri yerle bir olmuştur ama neyin muhafaza edileceğini iyi bilen muhafazakâr Avusturyalılar şehirlerinin imar planlarını, rölöveleri vs. kasalarda saklayıp savaştan sonra aynen inşa etmişlerdir.
Pek çok batı şehrinin “eskisi” ve “yenisi” yan yanadır ama büyük bir tenakuz oluşturmaz.
Türkiye’de ise tarihini cebine sokacağı üç beş kuruş uğruna dolambaçlı yollardan katma değer olarak kullanan zihniyete muhafazakârlık denilir, içinde birkaç fiske de dindarlık ekince, bu muhafazakârlık tadından yenmez…
Şöyle bir tip meselâ: Evine oturan kiracıya sıkı sıkıya duvarlara çivi çakmamasını tenbih eden ama açık artırmayla satılan tarihi bir medreseden kaptığı müderris odasında “Kangal” eğiten adam…
İsim söylemem icap etmez… Pek çok şehirde tarihi eserler, bu tür “muhafız-ı kâr”a peşkeş çekilmiştir. Oralarda oturanların ihtiyacını aslında, dumanlı isli, mabad mabada oturuş düzenine sahip dört duvar bir çatı mekânlar kâfidir. Ama bedavası varken ve ucuzcu, böyle yatırımlar neden gereksin ki, hazır çark da müsaitken, kapan kaldırırken…
Yaşam tarzınıza müdahale etmiyorum, yaşam tarzınıza münasip öneriler getiriyorum sadece…
Dönüp dönüp aynı şeyleri söylemek yorucu ve üstelik muhafız-ı kâr namertlerin mide bulandırıcı husumetleri ve son zamanda çok iyi uyguladıkları “mobing” uygulama düşüklüğü yorucu gelmeye başladı.
Kim olursa olsun, insanların alçalması bana zevk vermez…
Alçalmasınlar…
İnsan özünde onurlu bir varlıktır…
Sivas için teklifim şu: Tarih ve tarih eserlerin istismarından bir an evvel vazgeçişsin.
Gökmedrese bir yaralı bilinç gibi şehrin ortasında ricalin seviyesini ihtar ediyor.
Ayrıca yeni barakalar hiç de hoş kaçmadı Reis Bey!
“Baraka Sami” dönemi beklemiyordum doğrusu…