Sivas'ta, kamu kurum ve kuruluşları ile sivil toplum kuruluşu temsilcilerinin katılımı ile tarım alanında uygulanabilecek proje ve çalışmalar ele alındı.
İl Milli Eğitim Müdürü Ergüven Aslan başkanlığında Asım Şahin Kız Anadolu İmam Hatip Lisesi toplantı salonunda gerçekleştirilen toplantıya Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği İl Müdürü Mustafa Doğan, kamu kurum ve kuruluşlarının temsilcileri, akademisyenler, sivil toplum kuruluşu temsilcileri ve okul müdürleri katıldı.
Tarım alanında meydana gelen gelişmelerin takip edilmesi, tarım ve gıda sektörlerinin ihtiyaç duyduğu nitelikli insan gücünün yetiştirilmesi amacıyla, Milli Eğitim Bakanı Mahmut Özer ile Tarım ve Orman Bakanı Vahit Kirişçi arasında imzalanan "Tarım Alanı Bulunan Mesleki ve Teknik Anadolu Liseleri Ortak Yönetim Modeli" protokolünün ardından haziran ayında gerçekleştirilen çalışmaların masaya yatırıldığı toplantıda, tarım ve hayvan sağlığı alanında eğitim veren Suşehri Sezai Karakoç Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi'nin durumu ve gelecekteki konumu değerlendirildi.
Buraya kadar sıradan bir haber örneği, cekli caklı konuşmalar ve temenniler. Dilekler güzel, hayaller pembe, ya gerçekler…
Dünya büyük bir kıtlık içerisinde şeklinde başlayan kargaşayı artırıcı ve korku senaryoları her zaman başarılı olmuştur, yine olmak üzere, bu da ayrı bir konu. Ama benim değineceğim konu Köy Enstitülerimiz.
Niye?
Çünkü ülkemizde artık tarımın eğitimle olacağı, hele hele ilköğretim ile birlikte bu bilincin verilmesi konuşmaları başladı ya, işte burada Cumhuriyet’in ilk yıllarındaki Çalıkuşları aklıma geldi, Köy Enstitüleri…
Mezun olanlara bir hediye verilirmiş: Bavul…
Görev yerine güle güle yani...
“Sürer eker biçeriz, güvenip ötesine/Milletin her kazancı milletin kesesine/Toplandık baş çiftçinin Atatürk’ün sesine/Toprakla savaş için ziraat cephesine/Biz ulusal varlığın temeliyiz köküyüz/Biz yurdun öz sahibi efendisi köylüyüz”
Yukarıdaki dizeler Köy Enstitülerinde söylenen ve bir özgüven destanı olan Ziraat Marşının ilk kıtasının dizeleri.
Köy Enstitüleri, ülkenin gereksinmelerine göre uygulamalı eğitim yapan kurumlardı. Enstitüler; iş okulu, kültür okulu, spor okulu, müzik okulu yanı sıra tarım okuluydu. Haftalık 44 saatlik ders programında 11 saat tarım ve ziraat faaliyetlerine ayrılmıştı. Amaç öğrencilere üretmeyi öğretmek, verimsiz toprakları verimli hale dönüştürmek, modern tarım anlayışını köylere götürmek ve köylerdeki geleneksel tarım tekniğini aşmaktı. Enstitü eğitimi bu anlamda öğrencilerin çok boyutlu gelişimini sağlayan bir bütünselliğe sahipti.
Köy Enstitülerinin kuramcısı, uygulayıcı İlköğretim Genel Müdürü İsmail Hakkı Tonguç hedeflenen uygulamalı eğitimi “Tabiatın içinde, tarla ve bahçeler arasında açılan bu kurumlarda, biyolojinin derslikte karatahta başında okutulması artık gülünç olurdu. Tıpkı bunun gibi ekilip biçilen çadır hayatından başlanarak yeni yapılar kurulan, hayvan beslenen bu kurumda fizik, kimya, aritmetik ve geometri derslerini bu olaylarla bağlılık yaratılmadan okutmaya çalışmak büsbütün gülünç olurdu .” ifadeleriyle açıklayarak hayatın gerçek problemleri üzerinden öğrenme eyleminin gerçekleştirilmesi amaçlanıyordu.
Niçin kapatıldı, doğru mu yanlış mı, bu politizeler içerisine girmeyeceğim.
Sadece şunu söylüyorum, çağdaş Köy Enstitüleri açılsın, biran önce…
İşte, bugünkü gazetemizin haberi bana bunu hatırlattı…
Sizce…