17-25 Aralık 2013´ten önceki Zaman gazetesi ile sonrası arasındaki fark, her şeyi anlatmaya kâfidir. ?Tiyatro? o zaman gösteriye başlamış ve 15 Temmuz darbe teşebbüsü ile sonuçlanmıştır. ?Cemaat? olayına az çok vakıf birinin kimin asıl, kimin paralı asker olduğunu bilmemesi mümkün değildir. Darbenin çekirdek kadrosundan çok, paralı askerlerin hizmet etmesi; bütün darbelerin ortak tarafıdır. Her darbenin ?Çölaşanları? vardır ve işlerini kusursuz yapmışlardır. 28 Şubat, basınını hatırlayanlar, paralı askerlerin rollerini nasıl yerine getirdiklerini çok iyi bilirler. Cemaat hareketi de halka paralı askerler vasıtasıyla ulaşmıştır. Bürokratik ayağı ise tam bir faciadır ve ?The Cemaat? mensubu olmak bir yana, onlarla temas halinde olmak bile bir makama atanmak için büyük avantaj sağlıyordu. Bakanlar, parlamenterler nezdinde de ?takıyye? ustası cemaatçiler vazgeçilmez elemandı; çok güzel paslaşıyorlardı.
Unutulmasın diye kitap haline getirdim. ?Şey Alırlar Şey Satarlar? kitabı, günü gününe tanıklıklarla doludur. Çarpık ilişkilerin nasıl yürüdüğünü bir şehir ölçeğinde anlatmıştır ve tarihte kaybolacağını da sanmıyorum. Ak Partili bakanın, milletvekillerin, yönetiminin The Cemaat yapılaşmasıyla ilgilendiğine dair tek bir vesika yoktur. Ve üstelik en büyükleri, bendenizi ?muhalif? olarak tanımlamakta bir beis görmemiştir. Çünkü kendi sosyetelerine ram olmayan herkes muhaliftir. Sağlanan rant ve çıkar daha büyük olsa idi, yapılaşmanın şiddeti elbette daha yüksek olurdu. Bugün o kitaba yanlış isim verdiğimizi düşünüyorum; ?Şeytanın Şeyi? künyesi daha çok yakışırdı. Şu da tarihe not olarak geçsin: Beyefendi, Fetö ile adı çıkan bir yazara yüksek bir ödül vermeyi düşünürken; baş adamı, bendenizi sırf o yazar hakkında bir cümle övücü bir değerlendirmede bulunduğum için Fetöcü olarak soruşturulmamı emretmişti. O cümleyi çok aradım bulamadım ama önemli değil, bu örnek çarkın nasıl döndüğünü iyi göstermektedir. Hemen hatırlatalım: Ak Parti, ?Başkan?ın karizmasıyla bugüne ulaşan bir partidir. Başkan ve Başkanlık Sistemi´nin ne getireceğini ben herkesten çok merak içinde bekleyenlerdenim. Merkezin muharrirleri, mutfakta pişeni yedikleri için, Anadolu onlara bir zamanların sol romantizmine muadil ?İslamcı romantizm? ifade eden simülasyondan öte bir şey değildir. Ellerinin şu anda boşta kaldığını seyrediyorum ve bunu elbette üzücü buluyorum.
17-25 Aralık sonrası, tiyatro sahnesinin tüm ülke olduğunu ve beşeri kadronun tamamının az çok rol aldığı günlerdi. İnsaf ve namus ehli olan için çok uzak bir tarih değil, benim önerim kimseyi rencide etmeden ciddiyetle yaşananları anlamaktır. Başlangıcından öncesi de var ama sonrasına bakmak gerekir. 15 Temmuz çok geç bir tarihtir. Çünkü iktidar nimetlerini elde etmek için bugün de hiçbir ittifaka hayır demeyen güruhların tamamı, gece yarısından sonra anti-cemaat olmuştu. 15 Temmuz´dan sonra çok endişelendiler ama üstten takviyeli oldukları için kısa zamanda endişeleri dağıldı ve hattâ daha kârlı çıktılar. Bana sorarsanız, o günlerde bir ?boşluk hâli? oluşmuştur; bu boşlukta yapılan bütün atamalar tetkike muhtaçtır.
Tiyatro bitmez, çünkü 15 Temmuzla beraber gökkuşağının altından geçmedik. Millet sayesinde oyun bozuldu ama hâlâ oyuncular içimizde değil mi?