(3)
-Yalnız bana da bir yumurta yaylısı yaptıracak, içi döşeli. Yani fayton. Ben yayan gidemem, diyor.
Oğlan Padişah’ın yanına varıyor.
-Ne oldu oğlum, diyor Padişah.
-Üç posta asker istiyorum senden, diyor Mahmut. Hepsi de yek süvari, Çirpici Çayırı’nda mevcut olacak. Bir de yumurta yaylısı.
-O ne olacak?
Oraya gidilirken ona binilip gidilecek.
Padişah bir emir veriyor. Askerler gelip mevcut oluyorlar. Mahmut, Pamuk Baba’yı yaylıya bindiriyor. Pamuk Baba;
-Mahmud oğlum! Öne düş diyor. Asker hareket etsin.
Bunlar hareket ediyorlar. Epey gittikten sonra bir yerde konaklıyorlar, bir daha yola düşüyorlar. Bazen, yirmi dört saatte bir istirahat ediyorlar. Konak yapa yapa Karaman dağına varıyorlar. Gence şehrine yakın Karaman Dağı, 3-5 kilometre ancak. 
-Üç gün istirahat verelim askere, yoruldular, diyor Mahmut.
Herkes konuyor. Yunuyor, çimiyor, istirahat ediyor, yiyor, içiyor. Mahmut, onar tane mum dağıtıyor herkese. Akşam oluyor, bunlar yola çıkıyorlar. 
-Sen, birinci alay buradan, ikinci alay şuradan, üçüncü alay şuradan. Hocalar yatsı ezanı okumadan yere kazık çakılacak, üstüne mumlar dikilip yakılacak. 
-Tamam, diyorlar.
Şimdi herkes dağılıyor yerine. “Yak” emrini bekliyorlar. Ezan vakti gelince, emir veriliyor. Mumlar yakılıyor. Oranın hükümdarının mollası, ezen okumaya çıkıyor minareye. Çıkıyor ki, ne görsün; yer gök birbirine karışmış, kaynıyor, ateş yakacak.
-Aman şevketlim, diyor. Ya yerden ateş kaynıyor, ya gökteki yıldızlar yere inmiş, ya da kıyamet kopuyor, diyor.
-Allah Allah, diyor Ziyad Han. 
Bakıyor ki, hakikaten doğru. Remilcileri çağırtıyor. Remilciler geliyor. Kimisi diyor ki;
-Şevketlim! Bu bir alâmet, gelir geçer, hiç bir şey yok, Burada bir şey kalmaz diyor.
Padişahın bir kızı varmış, Mahbup Sultan isminde. O da Karabağ’daki İzzet Han’la nişanlıymış. Ama Mahbup Sultan;
-Beni kim yıkarsa ben ona varırım,
dermiş. Neye dersen müthiş pehlivanmış kız. O kadar da kılıç kuşanırmış, kuvvetliymiş.
Şimdi Ziyat Han haber gönderiyor;
-Kızım bu alâmet ne imiş, diyor.
-Baba diyor, o alâmet değil. Osmanlı, ordusunu çekmiş, gelmiş. Herhalde senden şemşirek taşını istiyor diyor.
-Aman kızım, istediği taş olsun, verelim gitsin diyor.
-Yok yok!
-Ya?
-Ben olduktan sonra bir şey vermem diyor. Ne zaman ben ölürsem o zaman teslim et, ben vermem.
-Peki, diyor.
Sabah oluyor. Bunun bir yağız atı varmış. Tavladan çekiyor bunu. Kılıcını kuşağını alıyor. Haydi bakalım, sürüyor meydan yerine.
-Eeey Osmanlı şahı! Azm-i rah etmişsin elimize. İstediğin taş olsun. Bugün bir yüz atlı gönder de muhabbet edelim, deyip name gönderiyor.
Mahmut, kâğıdı alıyor okuyor. Diyor ki:
-Pamuk Baba diyor, yüz atlı istiyor ne diyorsun?
-Gönder oğlum gönder, diyor. 
Yüz atlı gönderiyor. Mahbup Sultan kılıcı çekiyor, yüz atlıyı olduğu gibi yere seriyor. Atına biniyor. Yarım saat sonra yine aynı vaziyette name gönderiyor. 
-Ey Osmanlı bir yüz atlı daha gönder. İstediğin taş olsun, diyor.
-Aman oğlum gönder!
Yüz atlı daha gönderiyor. Kız onları da kırıp geçiriyor. Ertesi gün oluyor;
-Bugün yüz atlı değil de iki yüz atlı isteyim diyor. 
İki yüz atlı istiyor.
-Gönder oğlum!
 DEVAMI YARIN