Unutulan bir şey var: Bugünün kudretlileri, eskinin kudretlilerinin de gözdeleriydi... Makam denilen şeyin peşinde koşuyor ve çok tatlı anlaşıyorlar, kendilerine uymayanları da tuttukları kara listeye, örtük centilmenlik anlaşmalarıyla kaydediyorlardı. Bazı şahsî istekleri karşılanmadığında kazanma ihtimali olan başka gruplarla dirsek teması; tek muhalif olma istidadı ve özne olma keyfiyetleridir. Onun dışında tastamam "mekanik" bir aygıt sayılırlar. Derindeki kılcal damarcıklar gibi taşıdıkları dünya görüşlerinin tortularını saymazsak "boru" gibidirler de denilebilir.
Bunlarda omurga aramak gibi bir gaflete asla düşülmemelidir. Dünya görüşlerinin farklı gözükmesi eylem birliklerine asla mani değildir; çünkü "life style"leri, yani kabaca yaşam tarzları aynıdır. Yeni kentsoylu tüketim kalıpları, prestij unsuru saydıkları her şey aynıdır. Din ve ideolojilerinin farklılığı, bu maddî yaşam tarzlarının sağlam birlikteliğini asla bozamaz.
Yönetici olmak, elde edeceği gelirin üstünde sosyal bir takım imtiyazlar ve küçük imkânlar kazandırdığı için bahse mevzu gruplara daima kıymetli gözükmüştür. Omurga bu insan türüne mahsus bir uzuv işlevini, sadece iskelet özelliği olarak yerine getirir. Hayatın manevî kademelerinde ?omurga?yı devreye sokmak, çıkarlarına mani olabileceği için mahzurludur. Aynı omurga çeşidine sahip olma özlemi bunları benzer çıkarlar uğruna aklayan, gönüllü savunuculuğunu üstlenenlerde de vardır. Özlem düzeyinden fiilî düzleme çıkması için bir makamın yahut tüketim imkânı sağlayan bir kaynağın sihirli dokunuşu gerekmektedir. Şehrin/şehirlerin karanlık bölgelerinde bu güruhlara katalizörlük yapan, milliyetçi&islamcı vb. kartvizitli tipler, görevlerini başarıyla sürdürürler. Buralarda varlığını "bizdencilik" maskesi altında sürdüren ucuz ve bazen ahlaksızlığı taban yapan sefil mahlûk mebzul miktarda vardır. Tehlikeli ve ısırgandırlar. Ve her yerde her zaman olduğu gibi "kutsal" yahut "kutsallaştırılmış" ideolojik maskeleri vardır. Ahlakî durumlarına gelince... Ahlakiyat alanları standart değildir... En keskin bir örnek: Çok rahat kendi adamım dediklerinin yüz kızartıcı fiillerini bile makamdan aldıkları kudretle aklayabilir; mağdur olana ise ceza verebilirler. Adalet anlayışları, kendi çıkarları ile kaimdir.
Soyağacı uygulaması mâlûm? Sosyal medya soyağacını yayınlayanlarla doldu taştı. İnsanoğlunun ham maddesinin toprak olduğunu, ilk atasının bir peygamber olduğunu unutmaması kaydıyla bunda bir mahzur görülmeyebilir. Kavmini sevmesinden dolayı kimse de kınanamaz. Ama ?dikey soyağacı?nın insana vereceği her hangi bir asalet yoktur. Soyağacından asalet çıkarmak atlara mahsus olabilir, çünkü orada sadece ve sadece kalıtıma bağlıdır. İnsanın asaleti ise davranışı ile ölçülür; bu da soya bağlı değildir; Habil ile Kabil kardeştir. Bugün ve senkronik olarak gözlenmesi gereken şey: ?Yatay Soyağacı?dır. Nesep birliği olmamasına rağmen, aynı davranışları sergileyen insanları aynı asalet halkasına bağlamak, en sahih yoldur. ?Nasıl olur da birbirlerinden inanç ve ideolojileri taban tabana zıt olanlar, aynı ?yaşam tarzı?nı paylaşır, aynı davranışları sergilerler?? sorusunun cevabı: onları birbirine bağlayan şeylerin, maddî araçlar, tüketim kalıpları ve değer atfettikleri statüler olduğudur.
Kabil, tek kişidir ama Kabil´in Habil´i katletmesinin nedenleri bu güruhların hepsinde orantılı olarak vardır ve birbirlerini bazen tiksindirici bir şekilde tamamlarlar. Yatay Soyağacı, nesebe bağlı değildir: davranışa bağlıdır. Yeryüzünün her tarafında, her çeşit millet içinde namuslular ve namussuzlar, pisler ve temizler, mertler ve namertler aynı anda vardırlar. Namuslular, temizler, mertler bir birbirleriyle aynı asalet hattında kesişirler; namussuzlar, pisler, namertler de aynı habaset düzleminde düzenlerini sürdürürler. Mevcut piyasa düzeni ikincilere daha uygun ortam sağlamaktadır.