Son günlerde, bir belediye başkanının iki kız çocuğuna tacizde bulunduğu iddiasıyla cinsel suçlar konusu tekrar gündeme geldi. Aslında toplumdaki en yaygın suç grubunu cinsel suçlar oluşturuyor. Sokaklarımızda sadece bir günde bile on binlerce cinsel suç işleniyor.
Herhangi bir edimin suç olabilmesi için o edimin kanunlarla suç olarak tanımlanması gereklidir. Suç genel olarak toplumsal davranış kurallarına uymamakla ilintilidir. Toplumsal yaşamın hemen hemen tüm alanlarında bir takım kurallar vardır. İşte bu kurallara riayetsizlik genellikle suç olarak adlandırılır. Cinsel hayat da toplumsal yaşamın bir alanıdır ve yine bu alanı da düzenleyen birtakım kurallar vardır, olmalıdır. İşte bu kurallara uymama hali de “cinsel suçlar”ı oluşturmaktadır.
Cinsel suçların arka planında cinsel dürtü vardır. Cinsel dürtülerin tatminini, bu konudaki toplumsal kuralların dışına çıkarak gerçekleştirmek cinsel suçları oluşturur.
“Cinsel dürtü ile suç arasındaki ilişkileri tespit edebilmek ve cinsiyete karşı suç işlemiş bulunan kimseleri anlayabilmek için cinsel hayatın psikoloji, biyoloji ve sosyolojisini bilmek gerekir (Dönmezer 1994. 133-134).”
“Seeling cinsel hayatın biyoloji ve psikolojisini şöylece özetlemektedir. Cinsel dürtü insanda doğuştandır. Ancak ilk önce saklıdır; belirli bir yaştan sonra belirtilerini göstermeye başlar. Kadın ve erkek bedensel belirli bir fizyolojik olgunluk düzeyine ulaşınca cinsiyet bezleri salgı vermeye başlar böylece saklı olan cinsel dürtü ortaya çıkmış olur. Bu uyanış kadında hayız görmek sureti ile ve erkekte büluğ ile belirlenir… Büluğdan sonra cinsel bakımdan olgun bir ortak ile normal şehevi amaç yani cinsel ilişki gerçekleştirilmek istenir. İşte bu cinsel normal amacı karşılamayan bütün ilişkileri bozuk karışık olarak, dalalet olarak saymak gerekir(Seeling’den aktaran Dönmezer 1994 :134).” (Elbette, dini cevazlar dairesinde. Ö.E.D)
“cinsel dürtü, diğer dürtülerden farklı olarak daha seyrek, hal ve şartlara göre güçlü olarak hissolunur...
Cinsel dürtülerini gelişme dolayısıyla frenleyemeyen kimseler ise fırsat bulunca, arzu eyledikleri cinsel amacı, derhal gerçekleştirmekte ve böylece diğer normal kişiler gibi, hukuk, örf ve adet ve kültürün kurduğu engellerle bu arzuları içlerine atıp saklayamamaktadırlar; insanların cinsel dürtüyü frenlemek hususundaki kabiliyetsizlik ve ehliyetsizlikleri farkı teşkil etmektedir.
Toplum kültürü, seksi tahrik edici müzik, jest, kokular ortaya çıkarmakta ve bunlar bir toplumdan diğerine değişik bulunmaktadır. Hatta vücudun değişik kısımları toplumdan topluma değişen cinsel anlamlara sahip bulunmaktadır. İnsan türünde cinsel dürtü böylece gittikçe daha sosyal nitelik almış bulunmaktadır. Her toplum cinsel dürtüyü düzenleyip kanalize etmektedir...(Dönmezer 1994: 134-135)”
Toplumların cinsel dürtüyü düzenleyip kanalize etmeleri genellikle bu arzunun bastırılmasına yöneliktir. Oysa cinsel dürtü, geleneklerle bastırılamayacak kadar fiziksel bir gereksinimdir. Aslında bu ifade “evlilik”çözümünü de beraberinde getirmektedir.
“Cinsel arzunun sosyal hayatın gerekleri, örf ve adetlerle sürekli biçimde frenlenmesi ve böylece arzuların içe atılması “refolule” olması bazen ruhi patlamalara sebep olmakta ve bunun sonucu olarak her çeşit suç işlenmektedir. Böylece işlenen suçlar kategorisinin başında, tabii olarak, cinsiyete ve genel adaba karşı işlenen her türlü suçlar gelir(Dönmezer 1994:135).”
Bu suçlardan ilk akla geleni ve sıkça rastlanılanı ‘ırza tecavüz’dür. Irza tecavüz, erkeğin kadına zorla hükmetmesi olarak tanımlanır. Irza tecavüz, cinsel suçlar arsında eğer tecavüzden sonra tecavüze uğrayan şahıs bir de öldürülmezse en ağır cinsel suçlardan biridir. Bununla birlikte ülkemizde 57. hükümet döneminde çıkarılan bir af yasasıyla adam öldürme suçunu işlemiş katiller af kapsamına alınırken, mütecavizler alınmamış böylece tecavüz edip ardından kurbanını öldüren katiller affedilirken; sadece tecavüz edenlerin ‘af’dan yararlanamaması gibi ilginç bir durum yaşanmıştır.
“Irza tecavüzle ilgili olarak yapılan az sayıda araştırmadan birini 1985 yılında Smith ve Bennett yayınlamıştır. 1979-81 yılları arasında 250 metropolitan bölgede sürdürülen araştırmada yoksulluğun, eşitsizliğin ulusal kompozisyonun ve aile yapısının, ırza tecavüz suçuyla ilişkisi araştırılmıştır. Araştırma sonucu, bu suçla ilgili en önemli değişkenler yoksulluk, siyah nüfus oranı ve boşanma olarak belirlenmiştir (İçli 1994: 180).”
DEVAMI YARIN…
CİNSEL SUÇLAR(I)
Ömer Doğan
Yorumlar