Alanında oldukça başarılı büyük bir zevk ile takip ettiğim bir psikolog, dinlediğim bir programında şöyle bir açıklamada bulundu. ''Bana danışan hastaların çoğunluğu anksiyete ve depresyon depresyonda olanlar. Geçmişte takılıp kalanlar anksiyete olanlar ise geleceğe dair kaygıları olanlar.'' İkisi de ne büyük bir yük, ikisi de insanı bulunduğu andan uzaklara taşıyan bir durum. Depresyon ve anksiyetenin hiç de iç açıcı olmayan soğuk yüzüne teslim olmuş duygu durumu. Ne yapılmalı tabi ki başta ihtiyaç halinde uzmana başvurulmalı, hangi programı uygun görüyorsa ona tabi olunmalı. Sonra da kendimizle olan hakikat yolculuğunda tekrar harekete geçmek lazım. Müdrik insanın arayışı sorgulaması hiç bitmeyecek ve kendisini bulunduğu durumdan bir üst seviyeye çıkarmak için hep mücadele edecek. O yüzden geçmişin ve geleceğin yükü omuzlarını ağrıtacak ve bundan kurtulmak isteyeceğiz. Bunca yükü sahiplenerek çoğu zaman ziyan etmedik mi en güzel anları?
Geçmişin canımızı acıtan anıları biz yaşadığımız süre zarfında hep yerinde olacak. O hadise aslında bizim canımızı sadece bir kez acıtmaya muktedir oldu. Fakat biz her defasında kendimiz için bu olayı yineledik ve bir kez değil, bize belki bin kez zararı dokundu. Her ne ise canımızı sıkan hatırladığımızda tekrar o duygu bize misafir oldu. Tekrar ağlaya bildik, tekrar tüm gücümüzle kızdık öfkelendik. Bir kahve içerisinde 40 yıl hatır taşıyorsa, bu kez kendimiz için taşsın kahvenin köpüğü evladiyelik fincan bizim için insin dolabın en üst rafından.
Nereye kaldırdığınızı zor hatırladığınız artık dijital ortamlardan ona hiç fırsat kalamayan radyonuzu hatırlayın. Bekarlık yıllarınızda en iyi dostunuzu evin en tenha yerinde size yarenlik eden radyonuzu. Belki biraz tozlanmış belki de vefasızlığın vermiş olduğu yük ile kırılmış. Radyonuzun frekans ayarlarında dolaşın tıpkı hoşça sohbete susamış bir gönül  edasıyla arayın karşınıza umulur ki: ''Dem bu dem, dem bu dem'' çıksın kulaklarınızın ve gönlünüzün tozunu alsın tozunu alsın.... Tüm geçmişi ve geleceği bırakın.
Dem bu dem dem, bu dem bir kez de benim için dinleyin.
 
Firkatin nariyle gönlüm, yan
Olur, püryan olur,
Varlığın zevk-u sefadır,
Yokluğun giryan olur,
Ay yüzün gören gözlerim,
Mest olur hayran olur,
Yakma ey can, yakma kalbim,
Ateş-i suzan olur.
Bağ-ı aşka düşen gönül,
Bülbül-i nalan olur,
Can-ı bülbül ol gülşende,
Aşk ile devran olur,
Dem bu demdir. Dem bu dem.
Gülyüzün gören gözlerim
Mest olur hayran olur,Şad olur şadan olur,
Derd-i aşkın neyleyim ki,
Derdime derman olur
Dem bu dem dem bu dem ...
Bir sonraki yazıda buluşmak niyazı ile.