Ey Halep!
Bekle bizi. Şimdi gidiyoruz ama bir gün mutlaka döneceğiz. Ve çıkacağız meydanlara, bulvarlara.
Kuzeyden esen kutlu rüzgârla üşüteceğiz, akan seller ile boğacağız insanlıktan nasibini almamış hainleri, zalimleri? En sağlam kalelere dahi saklansalar kuşatacağız her bir taraftan, yıkacağız bütün ümitlerini.
Ey Halep!
Sen bizim ata yadigârımız değil misin? Osmanlı´nın bir parçası da sen değil miydin? Ha Antep, ha Halep! Nasıl bırakırız seni bu hallerde. Nasıl unuturuz seni.
Ey Halep!
Acılarımızla, gözyaşlarımızla her düştüğümüzde yeniden kalkacağız. Bizi öldürmeyen şey bizi daha güçlü kılacak. Bir öleceğiz belki ama bin dirileceğiz.
Ey Halep!
Tüyü bitmemiş yetimlerin gözyaşlarıyla umut deryalarımız coşacak, şehitlerimizin kanını asla ve asla yerde koymayacağız.
Ey Halep!
Ömürlerini geçirdikleri topraklarda ölmeye dahi fırsat verilmeyen ihtiyarlarımızın ahlarını duydukça güçlenen intikam duygularımızla onlara bu fırsatı vermeyenlere o toprakları dar edeceğiz.
Ey Halep!
Genç-yaşlı, kadın-erkek, çoluk-çocuk demeden Allah(cc)´ın verdiği canlara kıyan bu kâfirlerle ve münafıklarla bir gün mutlaka hesaplaşacağız. Her anları pişmanlıklar içinde geçecek.
Ey Halep!
Kurtulacağız bu cinnet halinden ve kendimize geleceğiz. Savaşanların değil savaştıranların kazandığını bir gün mutlaka ispatlayacağız. Coğrafyamızda at koşturanların atlarının ayaklarını kıracağız.
Ey Halep!
Bekle bizi. Bir gün mutlaka döneceğiz. Ve çıkacağız meydanlara, bulvarlara?