Yapı sektörünün bugün uygulamakta olduğu, binaları yıkıp yeniden yapma yöntemi (kentsel dönüşüm) büyük israfa neden olmaktadır. Türkiye, bu israftan kurtulmak için bugünkü mevcut şehirlerdeki büyümeyi durdurmalı, yeni nüfus için yeni şehirler oluşturmalıdır.
Sivas ili olarak buna müsait olup şehri olduğu yerde değil gelişeceği alanda dönüştürmek daha az maliyetli ve kimsenin de mağdur olmayacağı bir çalışma yaparak dönüşüm sağlanmalıdır. Eski yerleşim alanları ise belediye tarafında yeşil alan, kültür merkezleri gibi yatırım alanlarına dönüştürülmelidir.
Marjinal bir tepki mi veriyoruz?
Şehirlerimizi istila eden gecekondu sefaletini görmüyor muyuz?
İnsanların insanca bir yaşama mekânına sahip olmalarını istemiyor muyuz?
Bütün bu gerekçelerle başlatılan ‘kentsel dönüşüm’e niçin muhalefet ediyoruz?
Şehirlerimiz gecekondulardan temizlenip ıslah mı ediliyor, yoksa kule kondularla işgal mi ediliyor?
Kentsel dönüşüm bir idrak değil, bir işgal!
Kentsel dönüşüm’ denilen “şehir genetiğini başkalaştırma” operasyonları bütün şehirlerimizde hızla devam ediyor. Ama bu istilâ bize ‘kurtarıcı’ gibi sunuluyor. Diğer bir deyişle; “İhya ediyoruz” illüzyonuyla şehirler imha ediliyor.
“Kentsel dönüşüm size de geldi mi?” sorusu adeta “Şehrinize Hızır uğradı mı?” şeklinde anlaşılacak gibi. Oysa ele geçen tarihin en büyük siyasî ve ekonomik imkân ve fırsatlarına rağmen, yani 18 yıldır şehirlerimizi “yaşanmaya değer” bir şehir yapma imkan ve potansiyeli var iken, ne yazık ki şehir ve medeniyet idrakinin olmayışı, bu imkânı heba etmekle kalmayıp
“kentsel dönüşüm” şehri yıkmakla, talan etmekle kalmıyor.
Hatıraları yok ediyor, tarihi, kültürü yok ediyor.
Ahali kentsel dönüşümün sunduklarından memnun, kendini, geleceğinden ve şehrinden götürdüklerinin farkında değil..
‘Bir yapı yalnızca var olunacak bir yer değildir, bir var olma tarzıdır’ demiş Amerikalı Mimar Frank Lloyd Wright (1867-1959)
“Bir şehri yaşanmaya değer kılan o şehrin üzerinde kurulduğu değerler sistemiyle şehrin insanlarının bağlı bulunduğu değerler arasındaki tenasüptür.” Diyede eklemiş Prof.Dr.İlhan Kutluer.
Biz de “şehir hassasiyeti” taşıyan ehli idrak, ehl-i irfan ve eğer devlette varsa ehl-i insaf ve ehl-i vicdan sahibi ilgililerle birlikte yanlış gidişata muhalefet ediyoruz
Eğer tarih ve gelecek nesiller bir gün her alanda olduğu gibi “şehir ve mimarî” alanında da bir tarih mahkemesi kuracak olurlarsa;
- Tanzimat’la Cumhuriyet arasındaki 84 yılı (1839-1923) müthiş bir taklit, kendinden utanma, başkalaşma ve yabancılaşma;
- Cumhuriyet’in kuruluşuyla 1950 arasındaki CHP iktidarını şehir ve tarih katliamcısı, ‘kök kurutmaya memur’;
- 1950 ile 2002 arasındaki 52 yılı da şahsiyetsiz, komplekslerle malûl, önceki katliam döneminin muvazaacı iktidarlarla devamı dönemler olarak mutlak surette yargılayacaklardır.
- Şimdi… En önemlisi de 2002-2012 arası tek partili siyasî iktidar dönemi…
Peki, bu dönemde ne yapılmıştır ve ne yapılmaktadır? Çirkini yıkalım iddiasının dışında hiçbir tarih, insan, şehir, mimari ve medeniyet derdi taşımayan, sadece bunların “ıslıkçılığını” yapan bir siyasî zihniyetle şehirlerimiz belki iki yüz yıl daha içinden çıkılamayacak bir “kentsel bataklığa” dönüştürülüyor.
Cumhuriyet döneminde hiçbir iktidara nasip olmayan imkan, fırsat, birikim, malzeme ve ortamda şaşırtıcı(!) bir ihtirasla yürütülen on yıllık şehir yapılanmaları ile yaşadığımız mekânlar maalesef heba edildi. Adeta “kifayetsiz muhteris”ler eliyle hayatlarımız çalındı.
Çok tekrarladık yine tekrarlayalım: Tarih ve medeniyet idraki yok ki şehir inşası olsun! Mensubiyet yok ki mes’uliyet ve mecburiyet olsun!
Her şeyden önce kendi şehir, mimari ve medeniyet birikimini anlayamama, yâni zihniyet problemi var.
Özellikle TOKİ marifetiyle inşa edilen “şehircikler/bina toplulukları”ndan yansıyan bir şehir-medeniyet-mimarî-estetik-yaşanabilirlik ruhu var mı? Sizi tarihi süreklilikle buluşturacak, sürekliliği geleceğe taşıyacak bir idrak yansıması var mı yapılarda ve mekânlarda? Gören varsa söylesin… Bunları sormak bile en hafifinden abesle iştigal olur.
Bu değişimle birlikte Gürültü, hava ve su kirliliği yani çevre kirliliği, alt yapı (yol, kanalizasyon, su, elektrik, Telekom altyapıları) sorunları ortaya çıkacak bu şebekeler yeniden döşenecek bu maliyeti kim nasıl karşılayacak ve kimin cebinden çıkacak unutmayın ki harcanan her kalemin hesabı dünyada olmasa bile ahirette elbet sorulacak.
Üstad Necip Fazıl’ın bir yazısının sonunda şöyle diyor: “Sıhhati ölümde aramak mıdır yol?”
Nedir bu feryadım?
Bir duyum aldım, efkar bastı, Sivas adına, gelecek adına!..
Doğru mu, bekliyorum. Ve doğruluğu tescillenirse yine kaleme alacağım, yine söyleyeceğim. Su taşıyan karınca gibi, safımı göstererek…
Soruyorum: Gardaşlar Orman alanı tekrar gündeme geliyor mu?
Komisyona alacak mısınız?
Belediye Meclisi’ne bu çirkin imar projenizi sunacak mısınız?
Timur’un bile “kalsın!” dediği alanı siz kaldıracak mısınız?
Gardaşlar orman olarak kalmalı…
Gardaşlar Sivas ile gardaş olarak kalmalı…
Sakın aklınızdan bile geçirmeyin bu imar çalışmanızı…
Paranızın gücünün yetmeyeceği yerler olmalı, bedeli bazı şeylerin olmamalı…
Mahkeme var, Mahkemeyi Kübra var!...
Ben inanıyorum, ya siz!...