Sivasspor'da yaşanan başkanlık krizi artık sıradan bir yönetim sorunu olmaktan çıktı.

Camiaya günlerdir aynı mesaj veriliyor, ya bizim istediğimiz “Başkan” gelir ya da kulüp kayyuma kalır.

Sizce de gerçekten durum bu mu?

Taraftara ve şehrin insanlarına bilinçli şekilde bir “korku” senaryosu mu sunuluyor?

Bu kulübü gerçekten herkes yönetebilir mi?

Yoksa yıllardır kulübün etrafında oluşan dar bir çevrenin, kamuoyunda "geçmiş yönetim veya mevcut sistem" olarak bilinen isimlerin onay vermediği hiç kimsenin bu göreve gelme şansı yok mu?

Sivasspor'un kongresinde aday çıkmıyor!

Ya da aday olmak isteyenlerin önüne görünmez duvarlar örülüp, sonra da dönülüp camiaya ve şehre "Bakın, kimse sahip çıkmıyor" mu deniliyor?

Başkan olmak isteyenlerin, delege sayısının yüzde 15’inin imzasını alma şartı getirilmezdi.

Ben böyle bir yaklaşımı samimi bulmuyorum.

Çünkü bir yandan alternatiflerin önü kapatılırken diğer yandan kulübün sahipsiz kaldığı algısı oluşturuluyor.

Daha da ilginci, kamuoyunda sürekli aynı cümleler kuruluyor!

Başkanlık görevine talip olan yok. Biz göreve talip olmadık. Biz istemedik. Görev bize kaldı, gibi gibi gibi…

Bu tarz söylemler, artık kimseyi ikna etmiyor.

Tekrar soruyorum; Eğer görevi istemiyorsanız, neden hep aynı çevrelerin belirlediği isimler ortaya çıkıyor?

Eğer gerçekten Sivasspor'un önünü açmak istiyorsanız neden farklı projelerle, farklı ekiplerle ortaya çıkmak isteyen insanların önü açılmıyor?

Bence, asıl tehlike burada!

Çünkü kayyum korkusu gösterilerek camianın, mevcut düzene razı olması isteniyor veya çalışılıyor.

Camiaya adeta, "Buna da şükredin, yoksa daha kötüsü olur" mesajının verildiğini düşünüyorum.

Buna “ölümü gösterip vereme şükür ettirme” politikası da diyebiliriz.

Sivasspor bir grubun veya birkaç kişinin kulübü değildir. Böyle söylemler de bulunsak bile “değildir” kelimesi kimseye inandırıcı gelmiyor.

Amatör takımlarda bile başkan olmak için insanlar kıyasıya yarışıyorken, Sivasspor’a kimsenin talip olmadığına inanmamız isteniyor.

Sivasspor’un geleceği kapalı kapılar ardında değil, şeffaf ve demokratik bir ortamda “çok adaylı” kongreler de şekillenmelidir.

Zaman “kayyum” tehdidini gündemde tutarak insanları belli tercihlere yönlendirmek değil, kulübün önünü açmak zamanıdır.

Sivasspor'un kurtuluşu birkaç kişinin "olur" vermesinde değil; şehrin tüm dinamiklerinin söz sahibi olduğu, hesap verebilir ve şeffaf bir yönetim anlayışındadır.

Aksi halde değişen sadece “başkanların isimleri” olur, düzen ise aynı kalır.

Kalın sağlıcakla…