Kleptomani ile ihanet arasında tercihe dayalı bir fazilet mücadelesi olamaz…
Olamaz ama birilerinin gözü o kadar kararabiliyor ki; fazilet, feraset için göz nuru olacak yerde, ihanet maskesine dönüşüyor.
Kleptomanik vaka “yargıç kalemşor”lar tarafından idama kadar götürülürken, ihanet gerçek yargıçlara gayr-ı ahlâkî gözükmüyor. Eski “Kleptoman Zümre” ile de derin ittifaklar kurarak darbeye teşebbüs etmenin meşruiyetini Muhterem Bey, dinler arası müktesebatıyla oluşturabilir. Ortada tek kişilik iradeyle hareket eden insanlardan oluşan bir “yaratık” olmasa, problem olmazdı; biz de bu tür konularla uğraşmazdık… Kahvehanelerde pişpirik oynayanlar arasında bile darağacına “hükümet kantarı” diyen, arada bir “Sallayacaksın bunları!” cezbesine kapılanlar eksik değildir.
Darbecilerin kamuoyunu iknaya yönelik gerekçe olarak kullandıkları kleptomanik vaka, daha önceden işlerliğe sahip bir gerçekliğe dayandırılarak üretilmiştir. Son derece de profesyonel kadroların çalıştığı belli olmaktadır.
Konu, ağır bir konu…
Medyanın hafifmeşrep takılması, ağırlığına mütenasip ciddiyetle ele almamıza engel değildir.
“Kleptoman Zümre” kavramı, sosyal bir gerçekliği ifade içindir. Mısır, Türkiye gibi ülkelerde “Kleptoman Zümre” daima vardır ve devletle daima kârlı alışverişler, içindedirler. Darbe dönemlerinde bu zümre olağanüstü kârlar/hırsızlıklar gerçekleştirmişlerdir; bazen darbeciler, bir tür bu sosyal kleptomanların erketesi konumuna sürüklenirler. Kleptomandırlar, çünkü çalmayı hastalık gibi görüp itiraf etmek yerine, ahlak haline getirmişlerdir. Zümre üyelerinin hiç birinin ihtiyacı olmadığı gibi, çoğu da “sarı girişimci”dir, girişimci unvanları bile kleptomanlıklarının kamufle aracıdır.
Aradan bir on yıl geçti Türkiye’nin kleptomanları nispeten etkisizleşti ve ABD bu kez daha evvel keşfettiği "Muhterem bey" ve gönüllüler alayını harekete geçirdi. Kamuoyuna, islamcı aydın, bilge akademisyen, objektif sosyalist, usta yazar filan olarak tanıtılanların, aslında neyin malzemesi ve hazırlığı olduğu anlaşılmıştır. Tabii dışa akseden yüzleri böyle idi içlerinin cürufluğunu ise piyasa örtmekteydi, şimdi tersleri düzlerine döndü. Aydınlık, mütebessim bilge gibi cilalar, iktidar hırsına kapılınca köpüklü yazılarla, polis jurnalinden devşirilmiş analizlerle yerle bir oldu…
Ayinlerinden gördüğüm kadarıyla merhum Müslim Baba`nın jiletçi takımıyla mukayese bile edilebilirler. Muhterem Bey’in dinlerarası manevra kabiliyeti ve söylemi umumunu çarpıtmış, yamultmuş, yassıltmış…
Yakın tarihte merkez şer güçler, Türkiye`de böylesine şirret ve ilkesiz bir şerik bulamamıştır... Türkiye aleyhtarı ekonomik, siyasi, sosyal her tezgâha iplik olmak alamet-i farikaları oldu. Ne içtiklerini bilmem ama kimyaları bozulmuş; bu yeni bir uyuşturucu türü olmalı, tedavi kabul etmediklerini de ibretle seyretmekteyiz. Bence iktidar hırsı, insan bünyesinin ürettiği en keskin uyuşturucudur. Habil ile Kabil’in çocukluklarını düşünüyorum, bakir dünyada kimbilir ne güzel saklambaç ve kovalamaca oynamışlardır.
Türkiye’de darbe medyası her zaman vardır ve geçmişte darbecilikten sarı girişimciler arasına girenler de olmuştur. Eski darbeci kleptomanlarla, eski darbe medyasının tasfiyeye çalışılan yeni darbecilere koltuk çıkmalarını, meslekî dayanışma olarak değerlendirebiliriz.
Artık alnı secdeli, darbecilerimiz var, Sisi de öyle meselâ…
Alın zahirdir, alın dediğiniz yürektir aslında...
Paraya tapıyorlar diyeceğim ama değil; para-psikolojik bir vaka bunlar…
Bir Rasputinvari köy imamının, neler yapabileceğini, yapabildiğini lütfen kaydedin... Henüz sonlanmamış bu vakanın, şimdiden tarihte yerini aldığını zannediyorum. Kaydedin ve beşerî malzememizi bir defa daha gözden geçirelim.