(29)
Ben koca paşa kızıyım, üzerim altın ince dolu. Altınım incim hep ona kalacak. İhya olup, babamın yanından cellatlıktan çıksın. Yok, babam beni bırakırsa, yine ahd ü peyman olsun, o celladı zengin edeceğim, dedi.
Bir tanesi;
-Yok bacı, dedi. Ben bu kâğıdı götürüp de paşaya vermeye kıçım tutmaz. Dünyanın malı dünyada kalır, dedi.
Öbürü dedi ki:
-Yahu, paşa ne yapacak? Ben emir kuluyum, Kız emreder götürürüm, paşa emreder getiririm. Bacı sözünde durursan geri getireyim?
-Sözümdeyim cellat, dedi.
Cellat kâğıdı aldı, geriye koştu. Onlar gelinceye kadar, öbür cellat da mecburi olarak orada bekledi. Cellat koşa koşa divana geldi. Kapıyı vurdu, içeriye girdi. Paşayı selamlayarak, kâğıdı getirip paşanın önündeki masanın üstüne koyup geri çekildi, el bağladı. Paşa kâğıdı aldı, bir gözden geçirdi. Kızı yazıyor ki: “Ya beni bu oğlana vereceksin, ben bu oğlanın âşığıyım, ya yoksa kolumu onun koluna bağlayacaksın, beni de siyaset meydanında öldüreceksin.” Okuduysa da buna inanmadı paşa.
-Benim kızım kat’iyyen bu sözleri bana yazmazdı. Ben bugün hırslıyım da gözüm çatallıyor herhalde, okuyamıyorum, dedi.
Paşa, hususi kâtibini çağırdı. Kâtibe dedi ki:
-Şunu açık lisanla bir oka da bir bir dinleyim, bakayım.
Kâtib okudu ki, aynı söz, aynı yazıydı. Bunu duyan paşa, gazaba geldi, kâtibin elinden kâğıdı aldı, cırdı, büktü, yırttı, çözmelerinin altına alıp çiğnedi. Kâtibe;
-Yaz o namussuzun da idam kararım, dedi. Bir daha kızlar babasına karşı böyle konuşmasınlar.
Kâtip, Nigâr Hanım’ın idam kararını yazdı. Cellata dedi ki:
-Bu kâğıdı da götür, onun boynuna tak. İkisinin ellerini yüzlerini karala. Birbirlerinin kollarına çat kollarım. Geriye dön ve Mısır şehrinde ne kadar mahalle varsa, hepsinde gezdir. Aleme ibret olsun. Ondan sonra götür, siyaset meydanında ikisinin boynunu da kes. Üleşlerini denize at da gel, dedi.
-Peki.
Cellat kâğıdı aldı, koşa koşa geliyordu.