(27)
“Paşamızın Urum Kralı’ndan haraç aldığı yağlık çalınmıştı. Hırsızlar aranıyordu... Nihayet bulundu. Siyaset meydanında kılıçla boynu kesilecek. Herkes gidip seyretsin.” diye bağır, dedi.
Tellal alıp sokaklara bağırmaya gittiğinde, cellata dedi ki:
-Al bunu götür. Siyaset meydanında boynunu kes. Üleşini de denize at, gel.
İki cellat Mahmud’u, çekip ellerini arkasından bağladılar. İkisi iki kolundan tuttu. Sürükleyerek alıp kapıdan çıkardılar. Kamber paşanın ayaklarına kapandı.
-Etme paşam. Ya benim* kolumu da kardeşimin koluna bağla, ikimizin kafasını bir kestir, ya da hatırım için kardeşimi azat et, dedi.
Paşa Kamber’e emir verdi ki;
-Bunu da dışarı atın. Ben suçsuz adam öldürmem, dedi. Bunda da bir emare çıksaydı, bunu da gebertirdim, fakat bundan çıkmadı.
Kamber’in kollarından tutup dışarı attılar. Kamber, paşadan umudunu kesince, ağlayıp feryat ederek, kendini yerden yere çalarak kardeşinin peşine düştü. Ağlıyor feryat ediyor, kendini yerden yere çalışıyor, başka elinden bir şey gelmiyor. Garip adam, gelip kardeşinin önüne yatıyor;
-Kardeş, diyor. Sen ölüme gidiyorsun. Pek yere basıp da ayaklarını incitme, göğsüme bas da geç.
Mahmut, göğsüne basıp geçiyor, yine yatıyordu. Böyle giderken, biraz gittikten sonra, Mahmut aşağı eğildi.
-Kamber! Ben ölüme gidiyorum. Yumuşak yere basmayla, pek yere basmanın benim için farkı yoktur. Ben bağlıyım, sen boşsun. Eğer bana candan kardeş isen, benim bir kolayıma bak.
Kamber yukarı doğruldu.
-Kardeş, kurban olayım, senin için yapmayacağım iş yoktur. Fakat ne yapacağımı bilmiyorum. Nasıl kolayına bakacaksam, bana anlat da bakayım, dedi
Dedi ki Mahmul:
-Kamber, bizi kimse bilip tanımıyor. Bize bir imdat olursa Nigâr’dan olur, başka kimseden olmaz. Git, Nigâr’a halimi anlat.
Kamber ağlayarak Nigâr’m köşküne koştu. Geldi, Nigâr’ın köşkünün sur kapısından içeriye girdi ki, Nigâr Hanım’m pencerenin önüne oturmuş, kafasını avuçlarının içine almıştı. “Acaba, benim yağlığı gördü mü, görmedi mi? Ne haber çıktı acaba?” deyi tereddütte duruyordu. Bunu gören Kamber, tahammül edemeyip ağlayarak aldı bakalım orada Nigâr Hanıma ne söyledi?
İki gönül bir olana 
Ayrılmak pek yaman olur 
Sevdiğinden ayrılana 
Dünya Mehdi-zaman olur
Bunu duyan Nigâr Hanım aşağıya eğildi.
-Kamber! Kurban olayım, anlayamadım, bir daha söyle. Kamber aldı bir daha:
Kaşın döndürdün yaylara 
Yüzün benziyor aylara 
Yârin atarlar çaylara 
Böyle ikrar iman m’olur
Nigâr Hanım;
-Kamber anlayamadım, ne çayına atıyorlar? Bir daha söyle, dedi. Kamber aldı bir daha:
Bîçare KAMBER adına 
Hızır yetiş imdadına 
Aşık maşukun oduna 
Yanar ise yaman olur
Nigâr Hanım;
-Kamber, beyti bırak, dedi. Ne olduysa şunu bana çabucak dil ile anlat. Kamber dedi ki:
-Hanım! Baban yağlığı, kardeşim Mahmut’ta buldu. Cellatlar, şimdi siyaset meydanına götürüyorlar, kılıçla boynuna kesecekler. Ben sana habere geldim.
Bunu duyan Nigâr Hanım, geriye döndü.
-Kızlar, ben size demedim mi, el elden üzüldü de yâr elden gitti, diye. Bir çarem kalmadı, son günüm, dedi. Beni sur penceresine çıkartın da geriden Mahmud’u sağ olarak bir daha göreyim. 
Cellatlar Mahmud’un boynunu kesip de geriye dönünce, kendimi surdan aşağı alıp canıma kıyayım. Başka çarem kalmadı, elden hiç bir şey gelmez, dedi.
Cariyeler aldılar, Nigâr Hanım’ı sur penceresine çıkardılar. Geriden gördü ki bir kalabalık geliyor, herkes de seyre geliyor. Celatlar da sürükleyerek Mahmud’u getiriyor. Bunu gören Nigâr Hanım, tahammül edemeyip ağlayarak: aldı bakalım orada kendi kendine ne söylendi?
Yerleri gökleri yaratan Mevlâ’m 
Öz lütfundan bir ihsanı yetiştir 
Arş u Rahman cümle âlem sahibi