Osmanlı Anadolu eyaletleri modern okullarla donatılmıştı. İdadi okulları olarak adlandırılan bu okullar hemen hemen tüm eyaletlerde yerini almış ve artık mekteb-i sultani olarak nam salmaya başlamışlardı. Bu okul sayılarının Osmanlı’da 10 bini aştığı kayıtlarda mevcuttur.

İdâdi mekteplerindeki temel dersleri din bilgisi, Türkçe, Arapça, Fransızca, hesap, cebir, geometri, coğrafya ve tarih dersleri teşkil etmektedir. Bu derslere Farsça, hitabet, tabiat tarihi, sağlık bilgisi, kimya ve felsefe dersleri de eklenmektedir ve bazıları okulun bulunduğu mahallin özelliğine göre gerekli görülürse değiştirilebilmektedir. B u eğitim sistemi kısa sürede filizlerini de vermeye başlamıştı.

Sultan Abdülhamid için eğitim sisteminde ki bu köklü değişiklik kararı gelecek için büyük bir yatırım ve zor bir karardı, zorluğunu biliyordu. Nedir bu zorluk derseniz?

Eğitim ile başlayan ve devlet sistemini zorlayan yapılaşmalar. Örnek hemen önündeydi: Rusya…

Rus Çarı Deli Petro ile başlayan eğitim süreci ve süreç sonunda Rusya Çarlığı’nın yıkılması. Rus tarihi dört safhaya ayırılır: Aydınlanma çağı ki Çar Deli Petro’nun ateşlediği çağ, İdealist felsefe ve Romantizm çağı, Realizm ve İrfan çağı, Sosyalizm çağı. Aydınlanma çağı içinde Büyük Petro yer almaktadır.

Ve tüm bu süreçler sonrasında Puşkin , Soljenitsin , Tarkovski , Çehov , Ayn Rand , Gogol , Maksim Gorki , Bakunin , Lermontov , Kropotkin , Andreyev , Lev Tolstoy , Dostoyevski , Gürciyev , Gonçarov , Turgenyev gibi edebiyat devleri, Lomonosov gibi enerji erbabı, Lobaçhevskii geometri bilgini, Çebışev gibi matematik devi bu eğitim süreçlerinin insanlarıydı. Sonuç: Çarlık yıkımı…

İşte bu yıkım süreci içerisinde Sultan Abdülhamid de Rusya’da ki gelişmeleri izliyor, eğitimde ki başarıların yanı sıra ülkede başlayan isyanların da bilgisini ediniyordu. Eğitimde reform işte bu süreçte başlatılmıştı, sonrasında 2.Meşrutiyet dönemi. Rusya’nın başına gelecek olan çöküşü ilk olarak Sultan Abdülhamid’in azli tarih yapraklarına yazdıracaktı. Eğitim reformu ve sonucu…

Çünkü, eğitim reformu ile birlikte ülkemizde bilim anlamında, sanat anlamında, edebiyat anlamında korkunç beyinler, müthiş kalemler ve önderler yetişmişti. Halid Ziya, Tevfik Fikret, Cenab Şahabeddin, Mehmed Rauf, Hüseyin Cahid, Ahmed Şuayb, Hüseyin Siret, Süleyman Nesib, Hüseyin Suad, Ahmed Reşid, Celâl Sahir, Ahmed Hikmet, Faik Âli, Ahmed Samim, Ahmed Haşim, Emin Bülend, Emin Lâmi, Tahsin Nahid, Celâl Sahir, Cemil Süleyman, Hamdullah Subhi, Refik Halid, Şahabeddin Süleyman, Abdülhak Hayri, izzet Melih, Yakub Kadri, Köprülüzâde M.Fuad, Namık Kemal, Menemenlizâde Mehmed Tahir, Nabizâde Nazım, Şemseddin Sami, Ömer Seyfeddin, Ziya Gökalp, Ali Canib, Aka Gündüz, Mehmet Akif Ersoy, Nazım Hikmet gibi dev kalemler, Mustafa Kemal Paşa, Kazım Karabekir Paşa, İsmet İnönü, Fevzi Çakmak gibi komutanlar, Osman Hamdi bey, Mimar Kemaleddin, Fatma Aliye gibi bilim insanları sayabildiklerimiz.

Ve aradan geçen yıllar ardından bilim, ilim, edebiyat, lider yetiştiren Mekteb-i Sultani’ler şimdi sistemi sorulamaya başlamıştı.

Bu okullardan birisi de Sivas Mekteb-i Sultani. Yani şu anda ilimizde müze olarak bulunan Kongre Müzesi binası, yani Atatürk’ün teklifi ile Sivas Lisesi. 1876 yılında eğitime başlayan bu okul, aradan geçen 43 yıl sonra önemli bir ev sahipliğine sahne olacaktı: Sivas Kongresi…

Büyük insanların yetiştiği okul şimdi önemli kararların alınmasına ev sahipliği yapacaktı. Eğitimde çığırlar açan okul, şimdi bir milletin kurtuluşuna vesile olacaktı, öyle de oldu.

Tam 103 yıl önce bugün 146 yaşında ki bu okul bu ülke evlatlarının bağımsızlığı, milli birliği, manda ve himaye reddi, meclis toplanması gibi kararlarına şahit olacak ve alınan kararların uygulanmasıyla birlikte yeni bir devletin kurulmasında etkili olacaktı…

Eğitim işte bundan dolayı önemlidir…

Fikri hür, vicdanı hür bir geleceğin oluşumunda, gün gelecek çok önemli kararlar alacak ve alınan kararları uygulayabilecek basirete sahip nesiller işte bu okullarda yetişmiştir…

Şahidi Mekteb-i Sultanidir…

Yani Sivas Lisesi…

Yani Kongre Müzesi…                                                                    

4 Eylül 1919, işte bu bakımıyla da bana önemli bir ders vermektedir…