Müzik aşkı galebe çalar, batı müziğiyle haşır neşir, sonra Mahzuni babayla tanışma ve birdenbire sazla sözü “Türküz, Türkü çığırırız!” dercesine Aşık Veysel sevdasını da ekler. Sol yanı öndedir, isyankardır, Dadaloğlu’ndan dem vurur. Sonrasında kaçış ve gurbet. Nazım’ın şiirleri fütursuzca ve hayran bıraktırırcasına notalarda, hele hele bir de “tamirci çırağı” dillerde…
Hasret artar, “oğluma!” yürekleri yakar ve sonrasında dönüş yurda, “deniz üstü köpürür” nihayetinde memleket sevdasıyla…
Sonrasında gelir ve bir sohbette bu anısını anlatır. Babasını kaybeder, sonra anasını. Bakar, yar ölmeyendir, “Allah yar!” der, bu sufi yaklaşım müzik kayıtlarında hit olur.
Alkış değil tekbir ister, dua ister…
Bu şahıs Cem Karaca’dır. O kadar güzeldir ki şarkıları, 80’e isyanı bile eğlenceli gibidir ama esasında acı vardır, isyan vardır, halkın sessizliğine de veryansını vardır…
Rap rap’ını bilirsiniz, dinlersiniz. Ama sözlerine baktınız mı? Evren paşaya yazılan, asker vesayetiyle eğlenircesine o dönemlere ışık tutan şu sözler bana şimdiyi bile anlatır, okur musunuz?
***
Maaşla gırtlak gırtlak gırtlağa rap rap
Bir de kitap okuyor bakın şu çatlağa rap rap
Liberal, miberal malı kap, götür al rap rap
Eriyor liralar, mark kap, dolar al rap rap
Bul bir kaşalot, toriğini işlet rap rap
Bir koy üç al, üçünü de beşlet rap rap
Raptiye rap rap zaptiye zap zap rap rap
N'aber nitekim gene geldi şapka rap rap
Üf baba bu ne be fotoğraf makinesi
Ua, ua, ua
Lambada markası mua
Ben sana hayran
Sen cama tırman
Yok içmeye bir şişe bile ayran
Nene gerek senin taht-ı revan
Şarkıyı burda yasaklasak da mı saklasak, oh George…
***
Yabancı gelmedi bana bu sözler, şimdiye de ışık tutarcasına…
3 Temmuz 1993 yılında yılında Gülhane Parkı Konserine koşarak gitmiştim, gazetedeki ilk günlerim ve gazetemizin sahibi Muhsin Kaya’nın Sivaslılar Vakfı etkinliklerinin İstanbul’da yaptığı günden bir hafta öncesiydi.
Muhteşem kalabalık ve Cem Karaca… “Merhaba gençler ve genç kalanlar!” ile başlayan o kalın sesi ardından başlayan konserde ki şarkısıyla coşmuştuk… Hele hele son şarkısı “Ceviz Ağacı”… Tam yeriydi, Gülhanedeydik ve coşkulu anlardaydık…
Muhteşemdi…
Ve o konserin kaydına ulaştım, ağladım. O zaman 24 yaşında olan ben, şimdi 53 yaşındayım… O günleri tekrar yaşadım, kaydı seyrederken, şuralarda bir yerdeydim arayışındaydım…
Ve şunu içimden geçirdim, “ne oldum değil, ne olacağım!”…
Koca Cem Karaca, ölümünde dualar istedin, senin için neler dediler neler!... Ama sen şimdi nasıl anılmaktasın…
Mücadelesiyle güzeldi, ölümsüzlüğüyle de güzel…
Rahmetler ola…
Bir not:
Platon diyor ki: “Nazik olun, çünkü karşılaştığınız herkes farkında olmadığınız zorluklarla boğuşuyor.” Fernando Pessoa ekliyor; “Kimseyle alay etme, asla kimseyi küçük düşürme, kalbinin en ücra köşesinde bile yapma bunu. İnsan yaşamı alaya alınmayacak kadar hüzünlü ve ciddidir.”
İşte her şey o camide ki davranışla daha değişik olabilirdi…