Prof.Dr.ZekiARSLANTÜRK’e

Gece yarısına doğru uyandım.Yani bu gün pazar.Uzun zamandır yalnızlığımı unutmuştum. Ne olduysa iki gündür yine aklıma geldi. Belki bir kaç gündür kitap okumadığımdan olabilir. Sebahattin Ali’nin Kuyucaklı Yusuf’ u bir daha okumak istedim. Yirmi sayfa okuyup, koydum.Romanın kahramanlarını içselleştirebilsem yalnızlık hissimi yenebilirdim. Ama yapamadım.
Herkes çok yoruldu ama ben herkesten dört kat fazla yoruldum.O kadar ki, Oğuz Atay’ın dediği bile yok bende; “Yаlnızinsаnlаrın, kеndiiçindеbаşlаyıpbitеnеğlеncеlеrivаrdır”. Benim yalnızlığım düz bir ova, dalgasız bir deniz, bulutsuz bir gökyüzü hiç değil.Benim yalnızlığım, patika yoldan çıkılan bir dağ.Dağa çıkmak bir dert inmek bir dert. O nedenle çok ama çok yorgunum.Aslında alışmıştım, yalnızlığa. Yeni bir şey değil.Kedine sormak ve kendinin soruya cevap vermesini seven ben, bu gün hiç o havamda değilim.Müzik dinlemedim. Film izlemedim. Düşününüz, şimdi. Bunları yapmayan biri ne yapar evin içinde. Uyur. Dün gündüz çok uyuduğum için şimdi bu saatte uyanığım.
Sevgili Niеtzschе benim yalnızlığımı teşhis edemediği gibi ortaya bir tedavi koyamayıp, kendi yalnızlığını tanımlamış.İşte onun teşhis ve tedavisi; “kimine görеyаlnızlık, hаstа kişinin kаçışıdır; kiminеgörеdе, hаstаkişilеrdеnkаçıştır”.Hey hat, ben yalnızlığımı size söylüyorum şu an. O halde ben yalnız değilim.Yalnızların, yüce ruhlu olduğunu düşünen ben, şimdi derin bir kuyuya düşmüş çıkmaya çalışan kablumbağgibiyim.Beni ayakta tutan veya çökerten yalnızlık benim sadece yaratıcı veya ütopik aklıma harekete geçirdiği için mutluyum. Ama bu son iki gün değil.
İçimdeki kendimi anlatmayı kendime saklıyorum.Yalnızlığın anlaşılmaz gerçeğini şayet size anlatsam, sizin anlayacağınızı biliyorum. İçinizin yanmaması için susuyorum, şimdi.
Biliyor musunuz içimde kaç tane ben var. Hangisini anlatayım ki? Aslında bir çoğunu bende tanımıyorum. Böyle de söyleyince yalnız olmadığımı düşündünüz, değil mi?İçimdeki benimler yirmi dört saat birlikte olmama rağmen dışımdaki insanları içimdeki benden daha çok tanıyordum. Karantina öncesi günlerde dışımdakiler her gün yanımdayken  şimdi karantina günlerinde dışımdakilerin hiç biri yokken, içimdeki ben şu an yanımda. Ve ben içimdeki beni yıllarca tanımadan içimde taşımışım. Şimdi içimdeki benle ne konuşacaktım. O beni ben onu tanımıyorum ki? 
Gördünüz değil mi? Tıpkı sizde ben gibisiniz. Haydi girin karanlık bir odaya veya gözlerinizi kapatın on dakika öyle durunuz. Şu yazdıklarımlı düşününüz. İşte şimdi beni anladınız.
Saat, 05.43. Yatağımın başındaki sürahiden bir bardak su içtim. Birazda acıktığımı his ettim. Ayaklarımın altı hafif yanıyor. İçimdeki bu yangının içimdeki bütün benleri yaktığını düşündüm. Hafifleşmiştim. Sırtımda olmayan kambur, içimde de artık yok diye sevindim. İçteki kambur dıştaki kamburdan daha ağır. 
Şu an ki ruh, gönül ve beyin halimi anladınız mı? Uyumak istiyorum. Ama içimdeki benler öyle tepişiniyorlar ki gürültüden uyuyamıyorum. Keşke onlara “susun” diyebilsem, keşke onları kontrol edebilsem, keşke onlara hakim olabilsem. Hey hat, ne mümkün. İmsak dışarda oldu ama odam ve içim kap karanlık. Cesursanız, karanlıkta bir kaç dakika odanızda oturunuz. Cesursanız, gözlerinizi kapatım, içinizdeki kendinizle konuşun.Sonra içinizdeki kendinizi karanlığın aynasına yansıtın. Bakınız şu beyaz gölge var ya, işte gerçek sizsiniz. Ona sarılın ve kalbinden öpün. İçinizdeki  bütün benleri öldürdünüz. Sizi kimse katil olarak suçlamaz, korkmayınız.
Bütün kitapları yakıp, bütün kitapların yazarlarını ve bütün kitapları kahramanları öldürsen, işte o zaman sen insan olursun. Bunu kırk yaşında yaparsan, ham meyve gibi dibine düşersin, atmış yaşında yaparsan miraça çıkarsın. Sakın ihmal etmeyiniz. Hepsini yakınız, sadece kendi kitabınızı yakmayınız. Atmış yaşından sonra kendinizden başka sakın kimseyi okumayınız. Gönlünüzdeki birer ayet gibi derinleşen cümleler kabirde yolunuza ışık olacak.
Sabaha uyandım.Güne başlamadan şükür ettim Rabbime. Sonra tekrar başımı yastığıma koydum, yorganımı çektim. Karanlığın içindeki karanlığa yani içimdeki karanlığa gömülüp yattım. Saat, 06.09
Saat 10.10 gibi uyandım. Fonda Selahattin Pınar’ın eşi Afife Jale için bestelediği nereden sevdim o zalim kadını var. Yataktan çıkmak istemiyorum. Kahvaltı mı? Boş ver. Yat be karanlıkların adamı dedim ve yatakta kaldım.
Öğlene kadar yataktan çıkmadım. Sonra öğlen yemeği için içli köfteyi buzdolabından çıkardım. Böylece menü belli oldu.
Ben sitede hava alırken köftelerin donu çözülür diye düşünüp, dışarı çıktım.İlkindi öncesi yemeğimi yedim, çayımı içtim.Hemde havuz başında. Yaklaşık dört saattir oturuyorum. Bazen kitap okuyor bazen dalıyorum. Çayda yudumluyor, biraz da karpuz yiyorum. Hayat böyle işte.
Zar zor akşam ettim.Öyle doluyum ki bugün anlatamam.Yatsı ezanını duyunca namaz ve yatma vaktim geldi dedim. Abdest alıp, seccademi serdim.Sünnetikıldım.Kamet getirdim ve durdum divanına yönüm Kabe’ye niyet ettim sizin rızanın için yatsı namazının farzını kılmaya dedim ve tekbir getirdim. Sübhaneke’yi daha bitirmemiştim ki, gözlerim nemlendi. Fatiha’yı okurken damla damla gözyaşım akmaya başladı. Zammı Sureyi okurken gözyaşım dahada artı. Kıyamdayken ağlamayı hep sevmişimdir ama bu gece ki gözyaşımın ahvali bile farklıydı. Okuduğum dualar tenimin içine öyle sindiki gözyaşlarını iteledi ve gözlerimden inci mercan olup, seccademe düştükçe ben daha içli ağlama başladım. Rukiye nasıl gittim hatırlamıyorum. Secdeye vardığımda, titrediğimi hissettim. Secde! Secde! Secdede uzun kalmayı çok severdim. Yıllardır ağlayarak secde etmemiştim. Bugün sanki gözyaşım benden intikam almış, durmak bilmiyordu. Secde de kendimi ana rahminde ki bir çocuk saflığında hissederim. Hep yatsı namazında secdede ölmeyi hayal etmişimdir. Düşününüz ki bu gece secdede öldüm. Her sabah kardeşlerime çiçekli mesajlarla günaydın diyen ben öldüğüm sabah diyemeyecektim. Ablalarım sabah mesaj atmadığımı görünce, merak edip arıyacaklar ama ben cevap veremiyeceğim. Defalarca arıyacaklar. Sonunda koştura koştura evime gelip, zilimi çalacaklar. Yine ses yok. Kapı açılmayınca kendilerindeki yedek anahtarla açıp içeri girecekler. Zekai, Zekai diye seslenecekler. Yine cevap alamıyacaklar. Yatak odamın kapısını hızla açıp ışığı yakınca, beni secdede bulacaklar. Zekai diyerek dokununca öldüğümü anlayacaklar. Feryat ve figanları siteyi saracak ama nafile. Secdedeki iki büklüm halimle gasilhaneye götürüp kefenleyip, tabuda koyacaklar. Cenaze namazımı, Kazasker caminde kılmayı ve fakülteden ve Zara’dan hiç bir arkadaşıma üzülmemeleri için haber vermeyin vasiyetime uygun olarak, cami cemaatini kılacak.Sonra cenaze arabasına koyup, annem ve babamın arasına beni gömecekler. Zaten bu Haziran’da hava soğuk, onların sayesinde ısınmış olurum.
Offf bugün ki halimi anladınız mı? Haydi bağışlayın ve bir Fatiha okuyup yatın.
Elim kitaplara gitmiyor, bugünlerde. Halbuki vücudumun besin maddesi gıdalar beynimin kitaplar. Gıdasız bırakamam beynimi. Bakın karıncalanmaya başladı; dilim ve damağım gibi.31/05/2020