Kime sorarsanız sorun, ilk akla gelen sudur. Hele hele bu günlerde… Siz çok güzel binalar, çok güzel şehir içi ulaşım için güzel yollar yapın, denetimlerinizi çok güzel yapın ama nihayetinde su olmazsa tüm bu güzel hizmetlerin hepsi birer çöp oluverir. Tıpkı şu anda olduğu gibi… Sular yok, Pusat’tan gelecek olan suyun günleri sayılıyor ve bu sayım için de vatandaşlardan sabır isteniyor. Son günün tarihi de önceki gün açıklandı: Aralık sonu… Sabır bir daha istendi, son verilen tarih 15 Aralık 2022 günüydü çünkü… Bizde var olan istendi, sabır… Fazlasıyla var!.. Neye sabır çekmiyor ki bu aziz millet, bir de gelecek olan bir şey için isteniyorsa, başımız gözümüz üstüne, 33’lük değil, 99’luklarla sabrımızı çekeriz, sabrımızı sınarız… Kalan 9 gündür nihayetinde, o su gelecek… *** Yapılması gerekenlerden önemli bir çalışmayı da Belediyemiz başlattı, okullarda, toplumu uyarıcı noktalarda afişlerle “Su gelecektir, su hayattır, tasarruf edelim” kabilinden uyarılar toplum tarafından kabul görmekte, tasvip edilmektedir… Ama bir konu vardır ki, belediye başkanlarının korkulu rüyasıdır: Altyapı… Adı yerinde, altyapıdır, görülmez… Mükemmel şekilde yapılmış ne binalara, ne yollara, ne park bahçelere benzer bu çalışma… Görülmez, yerin altındadır… En son Sivas bu hummalı altyapı çalışmasını Bekir Timurboğa zamanında görmüştü. ANAP’tan belediye başkanımızdı, yıl 1988… Sivas’ın genelinde hummalı bir çalışma vardı. Her taraf çamur içerisindeydi. İmam Hatip Lisesi’nde son sınıflardayız, ayakkabılar çamur içinde, pantalonlar sırtımıza kadar çamur içerisinde, yollar çamur, evlerin neredeyse içerisine kadar çamur… Çok büyük tepkiler vardı, tepkiler yerini buldu, Refah Partisi’nden Temel Karamollaoğlu belediye başkanı seçildi, Timurboğa’nın seçime az kalan sürecinde bitirdiği altyapısının sadece üstü kapatıldı, park ve bahçeler yapıldı, halkın şikayet ettiği kirlilik ortadan kalktı, ayaklara taşlar döşendi ve çamursuz, tertemiz bir Sivas’a kavuşmuştuk… İşte, temiz Sivas buydu… ANAP bitmişti altyapıdan dolayı Sivas’ta… Biten altyapının üstünde tertemiz bir Sivas’a kavuşmuştu RP ile Sivas, caddeler, sokaklar, mahalle araları bile çöpçülerin süpürgeleri topluyordu pislikleri… Temiz Sivas Türkiye’ye örnek olmuş, RP’nin sloganı olmuştu… İşte bir altyapı çalışması nelere kadir!.. Aradan geçen 34 yılda Sivas’ta altyapı çalışması adamakıllı yapılmadı, kimse bu konuya elini süremiyor… Ama Sivas’ta suda kayıp kaçak oranı çok ama çok yüksek, kimine göre yüzde 32, kimine göre yüzde 35, kimine göre yüzde 50!.. Hatta yüzde 52 diyecek kadar eminler… Yüzde 52 değilse bile en aza tavım ben, yüzde 32-35 olsun… Az mı? Tasarrufa aziz milleti davet eden Belediye, acaba kayıp-kaçak konusunda kendi üzerine düşen görevi yapıyor mu? Yapacaksa ne zaman? Bu sorun Sivas’ın sorunu, biran önce halledilmesi gereken en önemli konulardan baştacı… Tasarrufa eyvallah, su şu zamanda gelecek sabır tavsiyesine eyvallah ama, ya altyapı ne zaman olacak? Bizler görevimizi yapacağız da, Belediye bu altyapıya ne zaman eğilecek? Sabırla bunu da bekliyoruz… Bekleyeceğiz… *** Nereden aklıma geldi bu mesel bilemem ama, anlatmadan duramayacağım… Pön savaşları esnasında Hannibal, gemileri, gemideki ordusu ve gemideki ordusunun atlarıyla birlikte Akdeniz’de Roma’ya karşı seferdedir. Rivayet edilir ki Hannibal ordusu gemilerle Akdeniz’de giderken denizdeki fırtınalar nedeniyle gemi yolculuğu planlanandan uzun sürer. Atların yemi biter. Hayvanlar açlıktan huysuzlanır ve huzursuzlanırlar. Hannibal’ın atlarının her biri birer ton ağırlığındadır. Gemideki onlarca at hep birden huzursuzlanınca geminin dengesi de bozulur. Gemi seyri seferi tehlikeye girer. Tabii ki gemide askerî bir düzen vardır. Atlara yemleri, yem vaktini belirleyen yem boruları ile verilmektedir. Hannibal, yem varmış gibi yem borusunun yem zamanlarında çalınmasını emreder. Atlar yem borusu ile yem beklentisine girerek sakinleşir. Ancak bir süre sonra atlar gene huzursuzlanır, gene yem borusu çalar… Ancak her defasında yem borularının arasındaki zaman kısalır ve daha sık yem borusu çalınır… Ve ordu kıyıya gidene kadar gemilerde sürekli ve sıklıkla yem boruları çalınır… Benzer yöntemi binbeşyüz yıl sonra Osmanlı donanması da kullanır. Akdeniz’deki seferlerde değişik nedenlerle seferler uzayıp da yemler bitince atlar Hannibal’ın yöntemiyle yem borularıyla sakinleştirilir. 1571 tarihinde Osmanlı devleti ile haçlı donanmaları arasında yapılan İnebahtı Deniz Muharebesine Osmanlı donanması değişik etkenlerle deniz seferinin uzaması ve denizde uzun süre kalmaları nedeniyle yem kalmayınca gemilerdeki atların bu yöntemle susturulduğu rivayet edilir… Ha bu rivayetlerin meselleri siyasi olarak çok kullanılır, devlet adamlarının halkına uygulamasında bu yöntem en geçerli akçedir derler, ama derler… Gerçekle ilgisi yoktur, dedik ya meseldir bunlar, mesela yani…