Bir gün bir derviş gibi çıkıp gelirsem eğer
Görürsem bir daha gönül gözüyle seni.
Anla bir rüzgâr gibi yüreğimden geçeni.
Ve sonra anam gibi sar beni Sultan şehir.
Gazetemizde toplanmıştık: Alim Yıldız, İbrahim Yasak, Bilal Tırnakçı, Muhsin Kaya ve bendeniz. Adını bizzat Yavuz hocamızdan izinle almıştık. O, “Ad bana ait değil, bizzat Sivas’ın adıdır. İzne gerek yok, şeref duyarım” demişti. Ad tamamdı. Ama sonrasında Dergi Sivas Belediyesi bünyesinde çıkmıştı.
O bir röportajında şöyle diyor: “Sivas, benim memleketim olduğu için çok kıymetli; ben ondan “Sultan Şehir” diye bahsederim. Hatta bu durum o kadar yayıldı ki Sivas’ta Sultan Şehir adında yerel bir gazete çıkmaya başladı. Lokantalara, otellere, iş yerlerine, kahvehanelere de bu ad verilmiştir. “Anam gibi sar beni, Sultan Şehir” dediğim şiirimi, Cumhurbaşkanımız 4 Eylül münasebetiyle okumuştur. Azerbaycan Bir Şahdamar’dır şiirimi de Azerbaycan millet meclisinde okumuştur.”
Edebiyatçı Şair Yazar Gazeteci Yavuz Bülent Bakiler, Sivaslı ve bu Sivaslılığını her daim dile getirirken, gururunu, coşkusunu sizler de yaşarsınız.
“Sivas; bildiğiniz gibi halk şiirinin harman olduğu bir şehirdir ve üniversitedeki arkadaşlarımın ilettiği bilgi üzere Sivas’ta bine yakın halk şairi yaşamıştır. Bende öyle bir muhitte halk şairlerini dinleyerek, geceleri annemin masallarına kulak vererek kendimi, sanat ve edebiyat çevresi içinde buldum” sözlerinde sizler doğduğu topraklara olan minnetini kimlerden böyle “ana ve Sivas” ikileminde, buluşmasında rastlamışsınızdır.
Sivas’ı bu kadar çok seven bir insanın, Sivas’la hemhal olmuş bir insanın dünden beri hayatını kaybettiği açıklanmıştı. Ancak daha sonra gelen bilgiler Bakiler'in ölmediği ve hayatta olduğu yönünde oldu. Ama o zamana kadar da sosyal medyada olanlar oldu. Tabirse yer yerinden oynadı, başsağlıkları, üzgün ve süzgün laflar sosyal medyada ayyuka çıktı.
Bu şaibe haber üzerine gazetemiz sahibi Muhsin Kaya bizzat Yavuz hocama telefon açarak sağlık ve afiyette olduğunu öğrendi, asılsız bu haberi yalanladı. Açıklama bizzat kendisinden geldi, “yaşıyorum” dedi ve ekledi, “bu haberi böyle yapanları ve yayanları Allah’a havale ediyor, hakkımı helal etmiyorum!”
Şüphesiz her fani ölümlüdür, her fani ölümü tadacak ve ebediyete intikal edecektir ama bir ölümsüzlük vardır ki, eserleri, bıraktığı hoş sada…
Bu hoş sada Yavuz Bülent Bakiler hocamda fazlasıyla mevcuttur ama acı bir gerçek var ki, bu vefa “Sultanşehir” dediği, çok sevdiği Sivas’ta ki idarecilerde yoktur.
Her yönüyle kendini kanıtlamış, edebiyat denilince akla gelen insanlardan birisi olan Yavuz Bülent Bakiler’in adını bir esere vermek çok mu zor Allah aşkına! Yapılan bir eser bu güzel insanla birlikte yaşasa ve gerçek vefatının ardından ilelebet yaşatılsa olmaz mı?
“Türkistan Türkistan” kitabım; Orta Asya Türklüğü’nü, “Azerbaycan Yüreğimde Bir Şahdamar’dır”; Azerileri, “Üsküp’ten Kosova’ya”; Balkan Türklüğü’nü anlatıyor. “Sözün Doğrusu” 101 adet program yayını yaparak tarihinde rekor kırdı. Rahmetli Yılmaz Öztuna bir sohbetimizde bana: “Hiçbir Cumhuriyet hükümeti, dışardaki Türkler konusunda senin tek başına yapmış olduğu hizmeti yapamadı. Bu tarihe kadar bütün bir Cumhuriyet tarihinde Türk dünyası hakkında radyo veya televizyon programı olmadı.” demiştir. Bu çok mühim gördüğüm konulardaki benim derin hassasiyetim başıma çok büyük sıkıntılar getirmiştir ama umurumda değil. Büyük davaların elbet büyük sıkıntıları olacaktır.” Diyen bir insana vefayı Sivas yapmayacaksa kim yapacak?!
Bizim Sivas Gazetesi olarak sesleniyoruz ve yetkilileri bu anlamda göreve davet ediyoruz, ülke kültürüne büyük hizmetleri olan, Sivas’ı her zaman kendisinde bir nişan olarak gören Edebiyatçı Şair Yazar Gazeteci Yavuz Bülent Bakiler’in ismi çok güzel bir esere verilmeli, ölümsüzleştirilmelidir.
Ne güzel seni sevmek böyle uzaktan
Ve seni düşünmek bir çocuk hevesiyle…
Her sabah yeniden ezan sesiyle
Müslüman Müslüman uyanan şehir.
Bir Selçuklu nakışında seni bulmak ne güzel
Ne güzel seni duymak bir ney sesinde.
Şemsî Sivasî’nin mübarek türbesinde
Kandil kandil yanan şehir.
Halayların, türkülerin, çağırır beni uzaktan
Yüreğim hep, Mısmıl Irmak gibi tertemiz,
Nerde Çifte Minare’miz, Gök Medrese’miz?
Sımsıcak dualarla maziyi anan şehir…
Alaca karanlıkta yoksul kağnılar
Ağlar inim inim senin yerine
Tozlu sokaklarına, kerpiçten evlerine
Bakarak kendinden utanan şehir.
Tozunla, toprağınla, yoksul kağnılarınla
Yılın altı ayında yağıp duran karınla
Ve soğuk sularınla, serin rüzgârlarınla
Gözümde tütüyorsun can şehir.
Bir gün bir derviş gibi çıkıp gelirsem eğer
Görürsem bir daha gönül gözüyle seni.
Anla bir rüzgâr gibi yüreğimden geçeni.
Ve sonra anam gibi sar beni Sultan şehir.
Derken Bakiler, böyle bir vefayı da haketmiyor mu?