Mümtaz Nuran’ın kapısında hediye ettiği antik elbise veya ninelerimizin s üslü elbiseleri (s.338) içerinde karşısında görünce, her şey aslına rücu eder babında sevinir. Sevindi çünkü çılgın, başıboş ve metres ( taklitçi) sarhoşu olan toplumlarda, bir gün kendi özünü bulacağını tekrar ümitlendiği için sevinir.Suat’ların dünyasının veya Peyami’nin “Fatih Harbiyesinin” oolduğu gibi her insan, toplum, Beyoğlun’da yaşayacak fakat bir gün tekrar Fatih’e doğduğu ve “Huzur” bulduğu ortama geri dönecektir diye düşünülmedir. Bu benzetmeden ilginç bir nokta daha vardır ki o da, Peyami Sefa ve Tanpınar benzerliğidir. Yani hemen hemen aynı dönemlerde yaşayan iki üstadın fert ve toplumla aynı şeyleri tesbit edip roman ve hikayelerine koymaları.

               Nuran’ın M ümtaz’ı çarnaçar beklemesi (s.336) Huzur’u, refahı bekleyen toplumun kendisi değilde nedir?

                    İhsan, M ümtaz ve Nuran’ın evlenme kararını sevinirken, fikir ve iktidar tartışmasını da  başlatır. Fikir, bazen iktidarı hazırlar.Fakat hükümran olmaz.Sonrada asıl hükümdarın vasıflarını söyler;saltanatı süren hadiseler, kudreti azalmayan realiteler (s.339) İhsan’ın halk tarafından çıkan, halk tarafından yıkılan iktidar yorumu fevkalade bir tesbittir.Devam eder, insan insanla, fikirler hayatla karşılaştıkça tanınmaz hale gelir. (S.340) Bu cümleler İhsan’nın kafasının yine çelikilerle sarmaş dolaş olmuş olduğunu gösteriyor.İhsan öyle bir noktaya gelir ki artık ihtilali tartışmak mecbur olur. İhtilal mühendisliğine soyunanlara bayrak açan İhsan, ihtilali halkın devleti geride bırakmasıyla olacağını söyler.Türk ihtilaline de  böyle bir yorum yapar ve der ki; hayat ve halk yani asıl kütle, bizde devlete yetişmek zorundadır. Hatta münevverler ve devlet adamı bile.(s.341)Kendini devrine hayran olmamakla kritik eden İhsan, müslüman şark’ı ise, çabuk vazgeçen toplum olarak görüyor.Bu cümle Bir Tereddütün Romanını yazan Peyami’nin Türk İnkilabına Bakışlar kitabında ki ana fikirlerle ters düşmesine rağmen her iki romancınında ihtilal kavramını önemsemesi her ikisininde tarih ve toplum bilincinin hangi seviyede olduğu göstermeye yeter ve artar.

                   Suat’ın intiharı batının asiliğinin ölümü olmasına rağmen anadolu medeniyeti temsil eden Mümtaz ve Nuran’ın evlenememesi anadolu insanın kendine özgün medeniyeti ya korkudan veya vazgeçme özelliğinden kurulamamıştı. Ölü Suat ve batı, anadolu medeniyetin kurulmasında en büyük engel olması önemli bir tesbittir.

                  İhsan’nın bir fikre mensubiyet olgusu ve bir olaya kader bağıyla bağlanmasının acı ve zor taraflarını M ümtaz’a anlatmaktaki zorlanması üçüncü bölümün bitiş düdüğü olmuştur.

 

                 Dördüncü Bölüm

                 Mümtaz;Tanpınar *

                 Mümtaz’ın veya Tanpınar’ın, ilk c ümlesi olan ben müdafaasız adamım (s.356) yorumlanırsa ilk akla, “müdafaasız ülke” gelir.Korkak, haklı davasını dahi savunamayan fert-toplum-ülke üçlemesi hem ferde hem topluma hem ülkeye ne kadar acı verirse, romanın yazıldığı tarihde de fert-toplum-ülkenin sanki o acıyla kıvrandığı hissi vermektedir.(yayın tarihi;1949)Savaş yılları toplumu,  ölüm düşüncesi ve Nuran Mümtaz’ı müdafaasız yapmıştır.Mümtaz yolda gördüğü hamalın halini  asrın insanına (s.359) benzetince ortaya “ Mümtaz” hali çıkmaktadır.Özellikle hamalın başının omuzunda değil göğsünde yürümesi (s.358), toplumun aklıyla değil kalbiyle düşünmesini tarif eder niteliktedir.Mümtaz yıkıntı evler arasındaki kirli sokaklardan geçerken Hitler ve hamal gözünde canlanır. Yarin savaş çıkacak bu hamal ve ben Hitler için savaşacağız, ben Hitler’in davasını bilerek hamal ise bilmeden Hitler’in davası için öleceğiz (s.359) diye düşünmeye başlar.Heyhat yine olan oldu ve düşüncesinden bir sonuca varamadı; Öldü sandığı batı medeniyeti, Suat sanki dirildi ve ona çarptı ve alaycı gülüşüyle gitti. Hitler’in savaşı-batı medeniyeti-Suat, Mümtaz’ı yani Anadolu insanını iyice savunmasız bırakmış gibidir.Gerek rüyasındaki Suat’ın gerekse kendine çarpan Suat’ın gülüşünün, sırıtmasının, birbirine benzemesi  hele hele küçük kız çocuğunu kurtaran Suat, Mümtaz’ı derin derin düşünmeye sevk etmiştir. Şayet hakikaten, Suat, batı medeniyeti ise, ölmemiş ve alaycı alaycı anadolu medeniyetini izliyor ve bir eli genç kızlarımızın elinde, yani kadınımızın, yani hücremizin, yani annelerimizin yani terbiyemizin, ahlakımızın.

                  Mümtaz’ın cami avlusunda abdest alan (s.365) ihtiyar Yahya Kemal’in Süleymaniye’de  Bayram Sabahı şiirdeki “Gördüm ön safta oturmuş nefer esvaplı biri” mısrasını hatırlatıyor.Sonra ki c ümlede yine Yahya Kemal yine aynı şiir vardır; Mümtaz milli olan her şey güzel ve iyidir derken Yahya Kemal “Ulu mâbedde karıştım vatanın birliğine.” diyor.

                  Savaş kavramını Fransız ve İngilizler gibi g örmeyen Mümtaz ve arkadaşları Fransız ve İngilizler için ölmeye hiç niyetleri yoktur. Bu bir anlamda bütün anadolu insanın en büyük arzusunun onlarda tezahürüdür. Bu savaş cümlelerinden Mümtaz, Tanpınar’ın zaman kavramına sıçradı ve onun zamana bakışının temellerini kanat yaparak yine uçmaya başladı;hadiselerle, insanda değişir ve insan değişince maziyi yeniden kurar.Zaman, onda daima yeniden teşekkül eder.Hal, bu bıçak sırtı, hem mazinin yükünü taşır, hem de onu çizgi çizgi değiştirir.Nasıl Tanpınar’da mazi-ati var hal yok ise Mümtaz’da da, hal, maziyi omuzunda taşıyarak değiştirip geleceğe taşmaktadır.

                   Mümtaz arkadaşlarıyla savaşa tekrar d öner ve savaşı, topluca ölüm diye tanımlar.(s.369) Balkan Harbi  nasıl Avrupalıları ilgilendirmemişse, Avrupa’da yaşanacak olan savaş tehlikesi de anadolu gençlerini ilgilendirmeyeceğini baz alarak, savaşın dünyanın iç buhranı gibi görünsede aslında sokağa düşen fikirler kavga ediyor diyerek savaşın metafizik tahlilini yapar.(s.369)Mümtaz sanki elli yıl sonra ki Anadolu gençlerini, yaşanacak Suriye’de ki iç harbin ne kadar ilgilendireceğini görmüş veya hayal etmiş gibi, değil mi?

 

*  Okuyucu son b ölümün bitmemesi için çok mücadele etsede bitecek tıpkı her nefs ölümü tadığı gibi.