DÜNDEN DEVAM Sayın Bakanın bazı fikirlerine yer verdikten sonra gelelim kendisinden bazı beklentiler ve önerilerimize. Çoğu insan eğitimden bahsederken, eğitimin asli unsuru çocukları kastederek ?yarış atı? benzetmesinde bulunuyor. Aslında eğitimin kendisini bir ata benzetmek daha doğru olur kanaatindeyim. Bizim ?eğitim atımız? diğer ülkelerin ?eğitim atlarıyla? bir yarış içerisinde fakat bu yarışın gerisinde kalmışız ya da bırakılmışız. Eğitim atımızı öne geçirmek için pasa kamçılıyoruz. Fakat bu kadar kamçının atımızı çatlatabileceğini de düşünmeli ve bakanlık olarak buna göre tedbir almalıyız. Bundan sonra, eğitim kararlarının ?kervan yolda dizilir? mantığıyla, deneme-yanılma yoluyla alınmasının önüne geçilmelidir. Eğitim konusu, ülkemizin hâlâ en önemli işi ve maalesef sorunları çözüm bekleyen bir alanıdır. Son 15 yılda diğer tüm alanlarda gözle görülür bir iyileşme görülürken eğitim alanında onca plana projeye, teknolojik iyileşmeye rağmen, beklenen gelişme yaşanmamıştır. Türk Eğitim sisteminin sorunu sadece müfredat sorunu değildir. Hatta müfredat tâli bir sorundur bile denebilir. Çünkü hangi sistemi, hangi müfredatı getirirsek getirelim o müfredatı yine aynı eğitimcilerimiz aynı yöneticilerimiz tatbik edecek, edemeyecek ya da etmeyecek. Sadece müfredat iyileştirmesiyle eğitim sorunlarının sorun olmaktan çıkmayacağı bilinmelidir. Profesyonel öğretmenlik uygulaması başlatılmalıdır. Öğretmenlik, sıradan bir memuriyet veya herkesin yapabileceği basit bir iş değil; profesyonel bir meslektir. Öğretmeni onure ederek, motivasyonunu artırarak, öğretmen akademisinde bilmediğini öğreterek, kendini geliştirenlerin yükselebileceği veya ücretlerinin artabileceği, işini iyi yapmayanların ders ücretlerinin kesileceği bir sisteme doğru gidilmelidir. Sabahçı, öğlenci uygulamasını ortadan kaldıran önlemler alınmalı ve mümkünse tam gün eğitime geçilmelidir. Böylece; ikili eğitim mağduru öğrenci ve öğretmenler rahatlayacaktır. Öğrencilerimiz, saat 7 de başlayan ders için saat 6 da yollara düşmekten kurtulacaklardır. Rotasyon uygulaması ile öğretmen kadroları da yenileneceği için bazı okullarda öğrenci yığılması da olmayacak, ikili eğitime gerek kalmayacaktır. Rotasyonun uygulamasının yerinde olacağını düşünenlerdenim. Fakat 12 yıl olarak ve aynı eğitim bölgesi içerisinde uygulanmazsa küçük bir kavimler göçüne aynı zamanda da büyük sıkıntılara neden olabileceği için dikkatli olmak gerekir. 64.Hükümetin başbakanı Sayın Ahmet Davutoğlu, ?Beyannamemizde de var Öğretmen Akademisi kuracağız. Yani öğretmenleri tekrar meslek içi eğitimden geçireceğiz ve öğretmen kurmayları yetiştireceğiz? demişti. Öğretmen Akademilerinin kurulması önemli bir yenilik olacaktır. Türkiye´de öğretmen akademileri konusunu en çok işleyen kişilerden biri olarak(bkz: Sivas´a Öğretmen Akademisi- Öğretmen Akademisi ve Güncel Eğitim Tartışmaları?- Yazar Muhammed Enis´in yazılarını da anmak gerekir.) bu konunun da önemini inananlardanım. Bununla birlikte; veli değerlendirmesi, öğrenci değerlendirmesi gibi şeyler, öğretmenin saygınlığını kaybettiren absürt uygulamalardır ve bu türlü yaklaşımlar bir daha gündeme gelmemelidir. Çalışan ve iyi çalışmayanın belirlenmesi amacıyla bir değerlendirme yapılacaksa bu kişiler asla veliler ve öğrenciler olmamalıdır. İşin garipliği şu ki; akşam-sabah azarladığımız, strateji belgeleriyle ?sen yetersizsin? dediğimiz, Mebim şikâyetleriyle öğrencinin ve velinin maskarası haline getirdiğimiz muallimlerin bir de performansını değerlendirmesinden bahsedilmektedir. Prof. Dr. İbrahim DELİCE´nin dediği gibi; ?Öğretmeni yapılandırmacı sistemle etkisiz eleman olarak yapılandırdıktan sonra onlara hesap sormakta ne ola ki!.. Tam demokratik bir değerlendirme isteniyorsa; kantin görevlisi, müstahdem, imam, muhtar, ebe, olmadı mahallenin delisi de değerlendirsin öğretmeni. ?Eğitimde başarılı olmak her şeyden önce öğrencinin, öğretmenin ve eğitim yöneticisinin motivasyonunun arttırılmasıyla doğrudan ilişkilidir. Lakin bu motivasyonu, öğretmeni her dört yılda bir sınava alarak, sürekli ?sen yetersizsin, git kendini geliştir? diyerek, ?sizin beğenmediğiniz maaşın yarısına çalışmak isteyen, dışarıda binlerce öğretmen adayı var? diyerek yapmanın imkânı da bulunmamaktadır. Öğretmeni dört yılda bir sınava alacağımıza, dört yılda bir psikoteknik değerlendirmelere alalım. Bir başka husus, bazı kesimlerce eğitimin dokunulmazları olarak görülen alanlara dokunulmasıdır. Örneğin; karma eğitim konusu. Madem demokrasiden bahsediyoruz, o halde eğitim konusunda da insanlara seçme hakkı verilmelidir. Medya Okur-Yazarlığı dersi zorunlu hale getirilmelidir. Çünkü günümüzün en etkili hocası-öğretmeni-eğitmeni; ne camideki imam, ne okuldaki öğretmen, ne üniversitedeki profesör, ne de evdeki anne-babadır. En büyük ve en etkili öğretici medyadır. Haftada, çoğunda gayri meşru ilişkilerin konu edildiği yüze yakın diziyle öğrencilerimiz ifsad ediliyor. ?Sorgulayan gençlik?, özgür gençlik yetiştireceğiz diye hiçbir değeri olmayan ?mankurtlaştırılmış nihilist gençlik? yetiştirmeyelim. Eğitimcilerimizin morali yüksek tutulmalı, doktora ve yüksek lisans yaparak kendilerini geliştirmeleri özendirilmelidir. (Örneğin; ders ücretleri eskiden olduğu gibi yüzde yirmi beş artırımlı ödenebilir.) Kırk dereden su getirtmeden, tezli yüksek lisans yapan öğretmenlerimizin uzmanlığı hemen verilmelidir. Herkes evine en yakın olan mahallesindeki okula gitsin anlayışını Ziya Bey´in de paylaştığını Gazeteci Tuğba TEKEREK´e 2013 yılında verdiği röportajdan anlıyoruz ki bu anlayıştan vaz geçilmemelidir. Tevhid´i tedrisat yapılmalı, ?adalet?tesis edilmeli, ücret farklılıkları ortadan kaldırılmalıdır. (Sınıf Öğretmeni maaş karşılığı 18 saat derse girmek zorunda olmasına rağmen, branş öğretmeni arkadaşı 15 saat derse girmesi v.b) . Öğretmeni ya da idareciyi sınıfından-dersinden-okulundan alarak yoğun toplantılar düzenlemek, evrak tanzim ettirmek, modüller ve programlar üzerinden sürekli olarak veri verişi yaptırtmak, anket doldurtmak ve bu konuları sıkı sıkıya takip edip ısrarcı olmak bizleri amaçlarımıza ulaştırmayacağı gibi rutini dahi yakalayamamıza neden olabileceği için bu gibi işler asgariye indirilmelidir. ?Bir yerde işler iyi gitmiyorsa toplantı sayıları artar? şeklinde bir söylem vardır ve böyle bir duruma düşmekten kaçınmak gerekir. Bütün bu işleri toplantı sarmalına dönüştürmeden, tüm toplantı katılımcılarının gündemi ve alınan kararları tek tek ve sistem üzerinden onaylamasına gerek kalmadan sade bir şekilde yapmak çok daha faydalı olacaktır. D E V A M E D E C EK?