Bir şehrin kültürünü ölçmek için etkinlik takvimine bakmak kolaydır.
Kaç konser var? Kaç tiyatro oyunu sahnelenecek? Kaç söyleşi, kaç sergi düzenlenecek?
Ama kültür bundan ibaret değil.
Kültür, bir şehrin günlük hayatına ne kadar sinmişse o kadar güçlüdür.
İnsanlar kitap konuşabiliyor mu? Bir filmi izledikten sonra üzerine tartışabiliyor mu? Gençler tiyatroya yalnızca okul ödevi için mi gidiyor? Kütüphaneler sadece sınav dönemlerinde mi doluyor?
Bence asıl mesele burada.
Kültür sanat, yılda birkaç kez yapılan organizasyon olmaktan çıkıp hayatın bir parçası haline gelmeli.
Üstelik sorumluluk yalnızca kurumlarda değil.
Sürekli “Şehirde hiçbir şey yapılmıyor” demek kolay.
Peki yapılanlara ne kadar katılıyoruz? Kaçımız bir tiyatro oyununa gittik? Kaçımız bir söyleşiye katıldık? Kaçımız bir kitap etkinliğine gerçekten ilgi gösterdik?
Bazen şehirden beklediğimiz kültürü, kendimiz tüketmeye bile yanaşmıyoruz.
Sonra da kültür sanat hayatından şikayet ediyoruz.
Sivas'ın tarihi var, türküleri var, aşıkları var, edebiyatı var, üniversitesi var…
Mesele yalnızca bunlara sahip olmak değil. Bunları bugünün insanıyla buluşturabilmek. Genç bir insanın “Ben bu şehrin kültür hayatının içindeyim” diyebilmesini sağlamak.
Çünkü kültür bir ayrıcalık değil. Bir şehrin ortak hafızasıdır. Bu yüzden “Bu yıl kaç etkinlik yapıldı?” sorusunun yanına bir soru daha koymak gerekiyor.
Bu etkinlikler insanların hayatında ne kadar yer buldu?
Çünkü takvim dolu olabilir. Salonlar dolu olabilir. Sahneler ışıl ışıl olabilir.
Ama kültür insanların hayatına dokunmuyorsa, geriye sadece etkinlik kalır. Bizim ihtiyacımız olan ise sadece etkinlik değil.
Kültürün kendisi.