Türkiye’nin bir deprem gerçeği var. Bu gerçek ile hemen her gün yüz yüze geliyoruz. Gerek yaşadığımız şehirlerdeki depremlerde gerekse tv ekranlarında, sanal medya haberlerinde ve gazete köşelerinde, memleketimizde yaşanan depremlerden haberdar oluyoruz. Bazen bu durumların hiçbiri olmasa bile güçlü bir sarsıntıya yakalandığımız bir depremin travmasını aylarca hatta yıllarca yaşayabiliyor, apartmanın önünden kamyon geçse deprem oluyor zannedebiliyoruz. Çünkü; daha ilk cümlemizde ifade ettiğimiz gibi “bir deprem ülkesiyiz.”

Türkiye, Alp-Himalaya deprem kuşağında yer alıyor. Üniversitelerin teknik raporlarında detaylı olarak da yazıldığı gibi yurdumuz, fay hatları ve levha tektoniği kapsamında Arap, Afrika ve Avrasya levhaları arasında sıkışması nedeniyle yüksek sismik aktiviteye sahip bir ülke. Üzerinde yaşadığımız Anadolu levhası, güneyden gelen Arap levhasının itmesiyle yılda 2 ila 2,5 santimetre batıya doğru kaymaktaymış. İşte bu sıkışma yer kabuğunda büyük bir enerji biriktiriyor ve fay hatlarının kırılmasıyla da depremler oluşuyor. Topraklarımız üzerinde üç büyük fay hattı da (Kuzey Anadolu Fay Hattı -KAF, Doğu Anadolu Fay Hattı -DAF ve Batı Anadolu Fay Hattı BAF) olunca, ülke olarak gerçekten işimiz çok zorlaşıyor,

Bu deprem gerçeğine karşı alınacak önlemlerin başında ise binaların yıkılarak, yeni deprem yönetmeliklerine göre yeniden yapılması geliyor. Devletimiz bu amaçla, “Yarısı Bizden” adlı konut yenileme kampanyaları düzenliyor, finansal hibe, kredi ve taşınma destekleri sağlıyor. Deprem riski taşıyan yapıların tahliyesi ve güvenli binaların inşası amacıyla Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı, Kentsel Dönüşüm Başkanlığı öncülüğünde yeniden inşa faaliyetleri düzenleniyor. Bu anlayışla mülkiyeti kamuya ait binalar; “YIK- YAP” kapsamında öncelikli olarak yenileniyor. Yık-yap; eski, ekonomik ömrünü tamamlamış veya deprem riski taşıyan bir yapının tamamen yıkılıp yerine aynı arazide güncel standartlara uygun yeni bir bina inşa edilmesi sürecinin kısa ifadesi anlamında kullanılıyor. Millî Eğitim Bakanlığımız da ekonomik ömrünü dolduran ya da olası bir depremde yıkılma riski taşıyan eski okul binalarını, yık-yap projesi kapsamında yıkarak, yerine deprem yönetmeliğine uygun yeni okullar yaptırıyor. Burada, "yap-sat" modelinden farklı olarak, mevcut yapı yıkılıp-sökülerek, yerinde yeniden inşa ettiriliyor.

İşte bu yeniden inşa sürecinde büyük sıkıntılar da yaşanabiliyor. “Ev üstüne ev olmadığı” gibi, okul üstüne okul hiç olmuyor. Okulların inşa süreci yıllar alabiliyor. Her ikisi de çalışan veliler, ikili eğitimden dolayı, günün yarısı için bakıcı tutmak ya da çocuklarını tam gün eğitim yapan özel okullara götürmek zorunda kalabiliyorlar. Bu da bugünün parasıyla yılda üç yüz bin liradan fazla bir gider demek. Sabah grubunun gün doğmadan okul yoluna düşmesi, akşam grubunun gün batımı sonrası eve dönmesi durumları gibi burada saymakla uğraşamayacak kadar çok sorunlar yaşanabiliyor. Oysa o sorunların hiçbiri yaşanmayabilir. Bunun için yapılması gereken YIK-YAP yerine YAP-YIK Modeline geçilmesidir. Malumunuz, okullarımızın bina oturum alanından daha büyük bir alana sahip bahçeleri var. İşte bu bahçeye binanın yenisi yapılır ve inşaat alanı öğrenci geçişine kapatılır. Öğrenciler eski binada devam ederler, yeni bina tamamlanınca, okulun tüm malzemeleriyle birlikte yeni binaya geçerler. Eski bina da yıkılarak, yeni binanın bahçesine eklenir. Elbette bu modelde de riskler olabilir. Yalnız şuna emin olunuz ki; başka bir okulda ikili eğitim yapmaktan, birkaç yıl başka okullara gidip gelmekten, onca taşınır malı taşımaktan, birçoğunu hurdaya çıkarmaktan daha ekonomik ve güvenlidir.

Eskimiş, sıvaları dökülmeye başlamış, yüksek tavanında sararmalar, bozulmalar başlamış, kalın tuğla duvarlarındaki yılların izleri kat kat boya-badana ile artık kapatılamaz hale gelmiş, yağlı boya ile boyanmış ahşap malzemenin çirkin bir görüntü oluşturduğu, sobalı günlerden kalma islerin izlerinin sınıf tavanlarından bir türlü silinemediği, dört erkeğin tutup kaldıramadığı döküm radyatör peteklerini duvarların taşımadığı, atık su giderleri hemen her hafta tıkandığı için belediye görevlilerinin açmaktan usandığı… bir okulun modern usullerle yenilenmesi çok güzel bir durum. Lâkin, bu güzelliğin çok daha güzel olması için yukarıdaki önerimizi dikkate almak gerekiyor.

Binayı inşa süreci başlamadan önce, okul binasının yapılacağı alandaki yer altı suları, yağmur suları ve yalıtım sorunları mutlaka çözülmelidir. Yenilenecek okul binalarının tıpkı eski okul binalarında olduğu gibi yüksek tavanlı ve geniş pencereli olarak inşa edilmesi lazım. Sınıfların aydınlık ve havadar olması için bu durum çok önemlidir. Bina duvarları, yazın serin kışın ise sıcak tutacak özellikte olmalıdır. Okul binaları simetrik olmalı, okul girişinde gerektiğinde sergi salonu gibi kullanılabilecek geniş bir alan olmalıdır. Bu alana yerleştirilecek dolaplar içerisinde, okulun geçmişine ait eğitim materyali, obje ve nesneler yer almalı, geçmiş dönem okul kadrosunu ve önemli anları anlatan resimler olmalıdır. Bu alan aynı zamanda bir nevi okul müzesi olmalıdır. Koridor başındaki nöbetçi öğretmen, koridorun sonuna kadar görebilmelidir. Binada sadece derslikler değil, çeşitli beceri atölyeleri de tefriş edilmelidir. Derslikler 24 öğrenciye göre ama geniş olarak planlanmalı, sınıf içerisinde bir adet lavabo ve eğitim-öğretim faaliyetlerinde kullanılacak malzemelerin yer aldığı dolaplar hatta rahatsız öğrencilerin kestirebileceği kampetlerin olduğu bir alan da olmalıdır. Bina girişinde ayakkabılar çıkarılmalı, bina içi panduflar giyilerek, dışarıdan getirilen mikropların içeri girmesini önleyecek şekilde bir düzenleme de yapılmalıdır. Bina zemini ve özellikle çatısı işlevsel olarak kullanılmalıdır. Viyana ziyaretimizde, okul çatısına basketbol sahası ve tenis kortu yapıldığına şahit olmuştuk. Bina çatısına, küçük bir “uzay gözlem odası” dahi inşa edilebilir. Bina dış cephesi; okulun yapıldığı şehrin tarihinden izler taşıyacak öğeler içermelidir. Okul bahçesinin uygun bir bölümü, eski mekteplerimizde olduğu gibi mutlaka uygulama bahçesi olarak ayrılmalı ve öğrenciler bu alanda basit üretim faaliyetlerinde bulunmalıdırlar…

Es-selam.