15 Temmuz 2016...
İşten çıkmıştım yorgundum.
Birkaç arkadaşımla oturuyorduk. Sohbet ederken telefonlarımıza haber bildirimleri düşmeye başladı.
“TSK yönetime el koydu, Boğaziçi Köprüsü askerler tarafından kapatıldı” gibi haberler geliyordu.
Önce ne olduğunu anlayamadık. Hemen televizyonu açtık, görüntüler ekrana geldikçe işin ciddi olduğunu fark ettik.
O sırada ben 4 Eylül TV’de muhabirdim. Gelişmeleri takip ederken kameramı alıp meydana çıktım. İnsanlar yavaş yavaş toplanmaya başlamıştı. İlk başta tedirgin bir kalabalık vardı ama kısa süre içinde binlerce kişi doldurdu Sivas Meydanı’nı.
O an hem mesleğimin gereğini yapmaya çalışıyor, hem de yaşananları anlamlandırmaya uğraşıyordum. Kameramla görüntü alırken bir yandan da çevremdeki insanların duygularına, tepkilerine kulak veriyordum.
Vali Bey’in yanına gittik, resmi bir açıklama almak için uğraştık. Milletin dimdik durduğunu orada net şekilde gördüm
Saatler ilerledikçe kalabalık arttı. Tekbirler, dualar, bayraklar… Sabah ezanı okunana kadar meydanlar boşalmadı. Ben de ancak sabah 4 gibi eve girebildim. Ama o geceyle her şey bitmedi. Sonraki günlerde de vatandaşlar yine sabahlara kadar demokrasi nöbeti tuttu.
O gece yaşadıklarımı hayatım boyunca unutamam. Şehrin sokaklarında attığım her adım, çektiğim her kare, duyduğum her ses hafızama kazındı. Sadece bir gazeteci değil, aynı zamanda bir vatandaş olarak büyük bir sınavdan geçtik.
15 Temmuz artık sadece bir takvim günü değil. O gece hepimizin hafızasında ayrı bir yer edindi.
Şehitlerimizi rahmetle, gazilerimizi minnetle anıyorum. Allah bir daha böyle acılar yaşatmasın.