Beyaz adam Amerika’yı keşfetmiştir, dibine kadar soymaktadır, yetmemiş, yerleşmiştir. Yetmemiş yerlileri yersiz, yurtsuz etmiştir. İşte o yerlilerden, aşina olan isimleriyle Kızılderililerden bir kabilenin Reisi olan Seattle’nin şu enfes şiiri ne güzel açıklar o beyaz adamı: “Beyaz adam Annesi toprağa ve kardeşi olan gökyüzüne, alıp satılacak, yağmalanacak bir şey gözüyle bakar. Onun bu ihtirasıdır ki, toprakları çölleştirecek ve her şeyi yiyip bitirecektir. Beyaz adamın kurduğu kentlerde huzur ve barış yoktur. Bu kentlerde bir çiçeğin taç yapraklarını açarken çıkardığı tatlı sesler ve bir kelebeğin kanat çırpınışları duyulamaz. Beyaz adam paranın yenmeyen bir şey olduğunu, son ırmak kuruduğunda, son ağaç yok olduğunda, son balık öldüğünde anlayacak...”  *** Anlar mı? Anlamaz beyaz adam… Ne yapar? Hayatı mahveder, sanki kendi yaşamazmış gibi bu hayatın içinde… “İnsana ancak çalıştığının karşılığı vardır” buyuruyor Necm Suresi’nde Allah. Ne demek o? Ne üzere çalışırsan başarırsın demektir… Doğayı katledersen, başarırsın… Neyi? Felaketi… “Şu insanlar, geçici dünyayı seviyorlar” buyuruyor Allah Nas Suresi’nde. Evet, dünyayı severken egosunu tatmin için de dünyayı yok eder… Düşünmez çünkü insan, kendi felaketini kendisinin hazırladığını… *** Niye yazarım bu beyaz adamı ve felaketleri… Dün gazetemizde ki manşet bunun kanıtı çünkü. Başlık şu: Tarım arazilerimiz imara yeniliyor!... Paranın yenilmeyeceği, binaların yenilmeyeceğini anlayana kadar yapılan imarlar tarımı yeniyor, yiyor… Hocam üniversitede ders anında şunu söylemişti: “Okul bitince bu diplomanızla çok güzel binalara imza atacaksınız mutlaka. Ama şunu bilin, o binayı yapmak için yıktığınız ağaçlardan, otlardan bir tane bile yapamazsınız!”  Sivas Ziraat Odası Başkanı yakınıyor, diyor ki: “Kuraklıktan dolayı çölleşme, sanayileşmenin tarım arazilerinin üzerine açılması, hobi bahçelerinin yapılması tarım arazilerini kaybetmemize neden oluyor. Sivas’tan örnek vermek gerekirse Kızılırmak havzası gibi birinci sınıf tarım arazilerini imara açtılar. Bu alanlar imara açıldığında tarım arazileri küçülmeye başladı. Bizim tarım arazilerimizi korumamız gerekirken sadece betonlaşmaya değer vermiş olduk. Bu durum Sivas’ta da yaşanıyor, diğer illerde de yaşanıyor. Erozyonunda büyük etkisi var, bilinçsiz tarımın yapılması, tarımda kimyevi gübrenin kullanılması, zirai ilaçların kullanılması, sarma sulamaların kullanılması, verasetten dolayı tarım arazilerinin bölüşülmesi sonucu arazilerin küçülmesi Türkiye’de olduğu gibi Sivas’ta da tarım arazilerinde büyük bir küçülme oldu. Bunun sonucunda da çiftçimiz alternatif olarak dağlık alanlardaki hazine arazilerinde ekim yapmaya başladı. Yani bir taraftan hor kullandığımız tarım arazileri varken diğer taraftan da arazi aramaya başlıyoruz.  Birinci sınıf tarım arazilerini ne sanayileşmeye ve yerleşim yerlerine açmayalım. Hayvancılıkla ilgili Avrupa birliği projeleri var. Birinci sınıf tarım arazilerinin ortalarına ahır yapımı izni veriliyor. Vatandaş bu alanda 5-6 yıl hayvancılık yapıyor. Daha sonra ahırı terk edince o topraklar geri dönüştürülemiyor. Tarım arazilerini korumak için her türlü kanunu çıkartıp yerleşim yerlerine açmamalı, tarım dışı kullanılan alanlara imar izni verelim. Elimizdeki tarım arazilerini imara açmayalım buraları koruyalım. Dünyada pandemiden sonra tarımın ne kadar önemli olduğunu gördük. Elimizdeki mevcut tarım arazilerine lütfen sahip çıkalım. Eh, feryat böyle ama durum vahim… Helelik binalar tarımı yiyor, bakalım bizler çok yakın zamanda ne yiyeceğiz?