1868’de Varna, 1869’da Tırhala, 1873’te Vidin mutasarrıflıklarında bulundu. 1875’te Rumeli beylerbeyi pâyesi verilen Halil Rifat Paşa 1876’da vezir rütbesiyle Tuna valiliğine tayin edildi. Ardından sırasıyla Halep, Kosova, Selânik (1878) valiliği yaptı. Selânik’te eşkıya çetelerinin faaliyetleri yüzünden vilâyetin idaresi güçleştiği için görevinden istifa etti (1880). Aynı yıl Umûr-ı Nâfia Komisyonu üyesi, 1882’de Sivas valisi oldu. Burada tarım, eğitim ve bayındırlık faaliyetleriyle tanındı. İki buçuk yıl sonra Girit valiliğine tayin edildiği halde gönderilmedi ve Sivas’ta bırakıldı. Bazı dedikodular üzerine 1885’te azledilip Aydın, 1886’da da Bağdat valiliğine getirildi. Malî durumunun bozuk olduğunu ileri sürmesi üzerine Bağdat’a gönderilmesinden vazgeçildi. 1887’de Manastır, 1889’da ikinci defa Aydın valisi oldu. İzmir’de önemli ölçüde imar faaliyetlerinde bulundu. 1891’de Dahiliye nâzırlığına tayin edildi. 1895’te kendisine ek görev olarak Şûrâ-yı Devlet başkanlığı vekâleti verildi. 7 Kasım 1895’te azledilen Kâmil Paşa’nın yerine sadrazamlığa getirildi. Ayrıca sadârete getirilmesinde, tayininden üç gün önce padişaha sunduğu “Devlet-i Ebed-müddet-i Aliyye-i Osmâniyye’nin Ahvâl-i Hâzırası” başlıklı lâyihasının da etkili olduğu sanılmaktadır. Bu lâyihada, Osmanlı ülkesinde Ermeni ve Bulgarlar’ın ortaya çıkardıkları güçlüklerle memlekette yaşanan malî bunalıma temas edilmekte, devlet memurlarının ve özellikle Hariciye Nezâreti’nin çalışmaları eleştirilmekteydi. Şûrâ-yı Devlet üyesi olan oğlu Câvid Bey’in köprü üzerinde Yanyalı Mustafa adlı bir Arnavut tarafından öldürülmesi O’nu çok sarstı. Birçok defa istifa etmek istediyse de kabul edilmedi. Hastalığı artıp iş göremez hale gelince Adliye Nâzırı Abdurrahman Paşa sadâret vekâletine tayin edildi. 9 Kasım 1901’de vefat etti ve Eyüp’te Mihrişah Sultan Türbesi yakınına gömüldü. Çeşitli Osmanlı ve yabancı devlet nişanlarını taşımakta olan O, aslında düzenli bir tahsil görmemiş, taşra memuriyetlerinde ve valiliklerde bulunarak idarî işleri öğrenmişti. Onu himaye eden ve elinden tutan daha çok Midhat Paşa olmuştur. Sonradan Sultan Abdülhamid’in gözüne girmeyi başardı, Aydın, Sivas, Manastır valiliklerinde yararlı hizmetlerde bulunmuş ve buraların imarına çalışmıştır. Dârülaceze’nin kuruluşu ve hizmete açılışı da onun Dahiliye nâzırlığı ve sadrazamlığı sırasında olmuştur. Sivas valiliğinde iken söylediği, “Gidemediğin yer senin değildir” düsturuyla birçok yol yaptırmıştır. Toprağın işlenmesi, ormanların korunması, köy yollarının yapılması ve bakımı, okul inşası, yapıların korunması vb. konularda on bir adet “tenbihnâme” yayımlayarak halka çözüm yolları göstermiş ve uyarılarda bulunmuştur. Kibarlığı, nezaketi ve iyilik severliğiyle de tanınan ve saygı duyulan bir devlet adamıydı, Jön Türkler’e karşı olumsuz tavır takınmış, padişaha bağlı kalarak onun güvenini kazanmıştır. II. Abdülhamid, hal‘inden sonra Selânik’te hükümdarlığının muhasebesini yaparken doktoru Âtıf Hüseyin’e mükemmel bir tek sadrazam gördüğünü, onun da hiçbir vakit kendisini telâşa düşürmeyen Halil Rıfat Paşa olduğunu söylemiştir. Evet, baştan beri dile getirilen unutulmaz Sivas Valisi Halil Rıfat Paşa’dır. Sivas ve çevre illerine yapmış olduğu büyük hizmetlerle ölümsüzleşen Sivas Valisi Halil Rıfat Paşa için Giresun’da mevlidi şerif okunacak Sivas Valisi Yılmaz Şimşek ve Belediye başkanı Hilmi Bilgin’inin de davet edildiği, Giresun merkez tarihi Çınarlar camisinde akşam namazından sonra okunacak olan 26 Ocak 2023 tarihindeki mevlidi şerife Sivaslılar da davet edilerek unutulmadı. Sivas’a ve çevresine yaptıkları unutulmuyor… Ölümsüzlük bu olsa gerek…