Değişim; doğada, insanda, toplumda sürekli gerçekleşen ve gözlemlenebilen evrensel bir olgudur. Ülkeler, gelişen ve değişen dünyaya ayak uydurabilme maksadıyla kendilerinde değişim olgusunu zaruri bir ihtiyaç olarak görmektedirler. Ancak değişimin hemen her alanda uygulamaya konulması milletlerin bekası noktasında sakıncalı olmaktadır. Ya da her alan için aynı zamanda ve arzu edilen nispette gerçekleştirilmek istenmesi normal değildir. Öncelikle mevcut durumların ihtiyaca cevap veremiyor olması veya herhangi bir alanda ihtiyacın hâsıl olması gerekir. Toplumların belli bir nizam dâhilinde hayatlarını idame edip, kalıcılıklarını devam ettirebilmeleri için; toplum içerisinde yaşayan bireylerin gerek yüzlerce yıllık deneyimleri sonucu ortaya çıkmış ve kabul görmüş; gerekse toplumca inanılmış, kıymet verilmiş, ölümüne sevilmiş nice ortak düşünceleri, inançları, normları, ilke ve esasları mevcuttur. İşte bu sıralanan mevcudiyetlerin bütünü değerler denilen toplumsal ölçütleri meydana getirir. Toplumun omurgasını teşkil eden evrensel ve insani değerler, ülke adına istikrarlı bir gelişim ve ilerleyiş için mutlaka her dönem muhafaza edilmelidir. Özellikle ahlaki değerler ve ulusal kimlikler; modernizmin değişim rüzgârına kaptırılmamalıdır. Aksi takdirde toplum nazarında giderek itibarsızlaştırılan ve değersizleştirilen değerler, var olan hedef toplumları gün geçtikçe içten içe çürütecektir.
İnsanoğlu, yaratılmışlar içerisinde en üstün varlıktır. Allah’ın yeryüzündeki temsilcisi olması sebebiyle diğer canlılara kıyasla hususi ve donanımlı yaratılmıştır. Cenab-ı Allah’a ait sıfatların birçoğunun zerre derecesi insanoğlunda vuku bulmuştur. Allah, insanoğlunu yaratıp muazzam özelliklerle donattıktan sonra ona kendisini yeryüzünde temsil etme yetki ve görevini vermiştir. Bu görevin ifası için de yeryüzündeki bütün canlıları ve nimetleri onun hizmetine sunmuştur. İnsanoğlu, İslam fıtratı üzere belli bir amaç uğruna yaratıldığı için; dünyadaki yaşantısını da doğal olarak güzel ahlak, erdemler ve değerler ilkeleriyle şekillendirecek veya şekillendirmek isteyecektir. Ancak günümüz kapitalist dünyasında ve onun en büyük destekçileri ve birbirlerinin besleyicileri olan modernizm anlayışı ve popüler kültür, şeytanın en gözde hizmetkârları olarak insanoğlunu yaratılış fıtratından kademe kademe uzaklaştırmayı başarmışlardır. Modernizmin, yegâne ve en temel gayesine baktığımızda; insanları geleneksel ve dinsel bağlarından kopararak onları sözde özgürleştirmek suretiyle kendi ölçüt ve ilkelerine uygun yeni bir dünya düzenine dâhil etmeyi amaçladığını görmekteyiz. Bundan dolayı; insanoğlu üzerindeki mukaddes zırhın ağır ağır delinip zamanla değiştirilmesi ve hâkim zihinlerdeki gelenekçi kültürün yıkılması için insanlığa “Haz” endeksli bir hayat tarzını sunmaktadır. Bugün insanlar modernizmin dayatmaları sonucunda “zevk alma” merkezli bir hayat tarzını yaşamak uğruna akıl almaz oranda ihtimam göstermektedirler. Yani insanların karar alma süreçlerinde, tercihlerini yönetmelerinde, yaşam tarzlarını belirlemelerinde onlar için en önemli odak noktası zevk, eğlence ve anlık tatmin durumları olmaktadır.
“Devamı Haftaya”