Günümüz insanı kültürü çoğu zaman gösterişte arıyor. Kitapların içinde değil, kitaplarla çekilen fotoğraflarda; sanatın ruhunda değil, sanat mekânlarının önünde verilen pozlarda; bilginin hikmetinde değil, etiketlerin ve paylaşımların gösterişinde…
Bugün bir kitap fuarına giden insanların bir kısmının kitaplardan çok fotoğraf köşelerini aradığına şahit oluyoruz. Ellerinde kitaplar vardır; fakat gözleri satırlarda değil, ekranlardadır. Okumak için değil, görünmek için bulunurlar. Kültür, bir ömür sürecek bir yolculuk iken, birkaç saniyelik bir paylaşımın malzemesi hâline getirilmiştir.
Oysa kültür; çok kitap satın almak değildir. Üniversiteler bitirmek, yabancı şehirler görmek, kaliteli mekânlarda vakit geçirmek ya da entelektüel görünmek de değildir. Bunlar ancak birer araçtır. Asıl mesele, insanın bütün bunlardan ne aldığı ve neye dönüştüğüdür.
Kültür; edeptir.
Kültür; saygıdır.
Kültür; hayâdır.
Kültür; haddini bilmektir.
Kültür; konuşurken ölçüyü, susarken vakarı koruyabilmektir.
Kültür; insana değer vermek, gönül kırmamak, bir insanın kendisini kıymetli hissetmesini sağlayabilmektir.
Yunus Emre’nin buyurdu gibi
“ Edep bir tâc imiş nûr-i Hüdâ’dan,
Giy ol tâcı emin ol her belâdan.”
Bugün ise ne yazık ki tacı bırakıp süsüne talip olduk. Görünüşü özüyle karıştırdık. Bilgiyi hikmet zannettik. Diplomayı irfan yerine koyduk. Oysa ilim insanı yüceltmiyorsa, onu daha merhametli, daha cömert, mütevazı ve daha edepli hale getirmiyorsa
Yunus Emre’nin bir başka ikazı da bu hakikati ne güzel anlatır:
“ Gezdim Halep ile Şam’ı, eyledim ilmi talep;
Meğer ilim bir hiç imiş, illa edep, illa edep. ”
İnsanlığın bugün yaşadığı büyük buhran da tam burada başlamaktadır. Bilgi arttı; fakat hikmet azaldı. İletişim çoğaldı; fakat muhabbet eksildi. Kalabalıklar büyüdü; fakat gönüller daraldı. İnsanlar birbirlerini tanıyor gibi görünüyor; fakat birbirlerinin gönlüne uğrayamıyor.
Bugün dünyanın en büyük ve zaruri ihtiyacı yeni teknolojilerin yanısıra; vicdanlardır. Daha fazla diplomayla birlikte; daha fazla merhamettir. Daha fazla gösteriş değil; daha fazla tevazudur. Çünkü medeniyetleri ayakta tutan beton binalar değil, sağlam karakterlerdir. Bir toplumun kültür seviyesi, kaç kitap fuarı gezdiğiyle değil; yaşlısına nasıl davrandığıyla, yetimine, öğrencisine nasıl sahip çıktığıyla, komşusuna ne kadar değer verdiğiyle, derdiyle dertlenip mutluluğuyla mutlu olmasıyla ölçülür. Bir insanın kültürü de kaç kitap okuduğuyla değil; okuduğu kitapların kişilik ve ahlâkına ne kattığıyla, anlaşılır.
Netice olarak kültür; bilgiyle süslenmiş bir kibir değil, edep ile yoğrulmuş bir şahsiyettir. Çünkü insanı
insan yapan ne bildikleri ne de sahip olduklarıdır; insanı insan yapan, gönlünde taşıdığı edeptir.
Ve asırlar sonra dahi Yunus Emre’nin sözü gönlümüze inşirah vermektedir.
“ Meğer ilim bir hiç imiş, İlla edep, illa edep…”
Edepsiz ilim ve bilim insanı insanı cahilleştirir.
İlla edep,İlla edep…
Selam muhabbet ve dua…