İnsanlık tarihi boyunca güç sahiplerinin en büyük yanılgılarından biri, hakikati susturabileceklerini sanmaları olmuştur. Kimi zaman bir kalemi kırarak, kimi zaman bir dili susturarak, kimi zaman da bir insanı yalnız bırakarak gerçeğin üzerini örtebileceklerini düşünmüşlerdir. Oysa hakikat, üzeri örtülse de yok olmayan güneş gibidir. Bulutlar onu bir süre gizleyebilir; fakat sonsuza kadar karanlıkta tutamaz.
Bugün de bazıları aynı yanılgının peşinden gitmektedir. Sanıyorlar ki insanlar sustuğunda mesele ortadan kalkacak. Sanıyorlar ki farklı düşünenler konuşmazsa gerçekler de yok olacak. Hâlbuki mesele insanların konuşup konuşmaması değildir. Mesele, hakikatin varlığıdır. Çünkü hakikat, insanlardan bağımsız olarak yaşamaya devam eder.
Biz susabiliriz. Kalemler kırılabilir. Meydanlar boşaltılabilir. Kitaplar yasaklanabilir. Fakat tarih susmaz. İnsanların unuttuğunu zaman hatırlar. Bir dönemin karanlıkta bırakılan gerçekleri, başka bir dönemin aydınlığında yeniden ortaya çıkar. Tarih, sabırlı bir şahittir. Acele etmez ama unutmaz da.
Ne var ki bazen tarih de gecikebilir. Bazı gerçekler yıllarca tozlu rafların arasında bekleyebilir. İşte o zaman hakikat devreye girer. Çünkü hakikat, tarihten de eski, zamandan güçlüdür.
İnsanların kabul etmesiyle büyümez, inkâr etmesiyle küçülmez. O, varlığı kendi özünden alan bir gerçektir.
Asıl mesele de burada başlar. İnsan bazen başkalarından kaçabilir; fakat kendi vicdanından kaçamaz. Bir toplumu susturmak mümkündür, fakat insanın içinde konuşan vicdanı susturmak kolay değildir. Gecenin sessizliğinde, kalabalıkların dağıldığı anlarda, insan en çok kendi içindeki sesle baş başa kalır. İşte o ses, çoğu zaman mahkemelerin veremediği hükmü verir.
Onlar sanıyorlar ki kendilerinden olmayanları uzaklaştırınca huzura kavuşacaklar. Oysa huzur, başkalarını susturmakla değil; vicdanla barışmakla elde edilir. İnsan başkalarının gözünden saklanabilir ama kendi gönlünün aynasından saklanamaz. Vicdanın hükmü ertelenebilir; fakat iptal edilemez.
Dahası, vicdanın da ötesinde ilahî adalet vardır. Dünya mahkemelerinde dosyalar kapanabilir, kayıtlar silinebilir, tanıklar susturulabilir. Fakat Allah’ın adaletinde hiçbir hak kaybolmaz, hiçbir zulüm unutulmaz. İnsanların görmediğini Allah görür, duymadığını Allah duyar, bilmediğini Allah bilir.
Bu sebeple hakikatten korkanlar, hakikati söyleyenlerden değil; hakikatin bir gün ortaya çıkacak olmasından korkmalıdırlar. Çünkü tarih boyunca hiçbir yalan sonsuza kadar yaşayamadığı gibi, hiçbir hakikat de sonsuza kadar gizli kalmamıştır.
Bugün sessizlik hüküm sürüyor gibi görünebilir. Fakat sessizlik, hakikatin ölümü değildir; bazen yalnızca nefes alışıdır. Gün gelir, bir söz olur konuşur. Gün gelir, bir satır olur yazılır. Gün gelir, bir vicdan olur ayağa kalkar.
Ve o gün herkes bir kez daha anlar ki:
‘’Hakikat sussa vicdan konuşur.
Vicdan sussa Allah’ın adaleti konuşur.’’
Hakikat, er ya da geç sahibini bulur; adalet ise gecikse de yolunu asla şaşırmaz.
Kuldan kaçmak mümkündür, Hakk’tan kaçılmaz.