Ya Ömer!
Dünya ne ise oydu, ben de ne isem o oldum.
Uyuşamadık, hepsi bu…
Dünyalık hesapları olanlarla da uyuşmaz olduk.
Ya ben onlara benzeyecektim ya onlar bana…
Olmadı.
Belki de insanın en büyük imtihanlarından biri budur: Dünyanın istediği insan olmakla, vicdanının emrettiği insan olarak kalmak arasında seçim yapmak.
Dünya insana sürekli bir şeyler teklif eder: Daha fazla mal, daha yüksek makam, daha çok alkış, daha geniş çevre, daha görünür bir hayat… Fakat bunların karşılığında bazen küçük görünen ama paha biçilemez şeyler ister: Biraz vicdanından, biraz merhametinden, biraz vefandan, biraz da kendinden vazgeçmeni…
İşte insanın asıl kaybı burada başlar.
Çünkü insan, sahip olduklarını kaybettiğinde fakirleşmez; kendisini kaybettiğinde fakirleşir.
İnsanın Fiyatı Değil, Kıymeti Vardır
Ya Ömer!
Bu çağ insana çoğu zaman “ Ne kadar kazanıyorsun? ”, “Hangi makamdasın?”, “Kimleri tanıyorsun?”, “Kaç kişinin üzerinde sözün geçiyor?” diye soruyor.
Hâlbuki gönül ehli başka türlü sorar:
Kaç gönüle dokundun?
Kaç düşeni kaldırdın?
Kaç yetimin başını okşadın?
Sana kötülük edene karşı nefsini kaç defa susturdun?
Ve en önemlisi, bütün kazançların arasında insanlığından ne kadarını koruyabildin?
İnsanın kıymeti cebindekiyle değil, kalbinde taşıdığıyla ölçülür.
Bir insanın makamı olmayabilir ama duası vardır. Serveti olmayabilir ama merhameti vardır. Şöhreti olmayabilir ama sözüne güvenilir. Arkasında kalabalıklar yürümeyebilir ama bir mazlumun gönlünde yeri vardır.
Bazen Allah katında nice adsız insan, dünyada adından söz ettiren nice kimseden daha kıymetlidir.
Çünkü insanın gerçek değeri, insanların ona biçtiği fiyat değildir.
İnsan, Allah’ın kendisine verdiği emaneti ne kadar koruyabildiğiyle kıymetlidir.
Dünyaya Uyuşamamak Her Zaman Kusur Değildir
Bazen insan kendi kendine sorar:
“Neden ben bunlar gibi olamıyorum?”
Menfaat için dostluk kuramıyorum.
İşim bitince insanları unutamıyorum.
Güçlüye başka, zayıfa başka yüz gösteremiyorum.
Bir makam uğruna dostumu satamıyorum.
Bir kazanç uğruna vicdanımı susturamıyorum.
Sonra dünya ona, “Sen bu devre uyamıyorsun.” der.
Belki doğrudur.
Fakat her uyumsuzluk kusur değildir.
Eğri bir zamana dosdoğru uyum sağlamak bazen insanın eğrilmesi demektir.
Suyun yönüne kapılıp gitmek kolaydır. Zor olan, hak bildiğinin yanında yalnız kalabilmektir.
Tasavvufun insana öğrettiği şeylerden biri de budur: Dünya değişsin diye beklemekten önce kalbini dünyaya teslim etmemek.
Çünkü mesele dünyayı terk etmek değildir. Çarşıda olacaksın, işinde olacaksın, ticaretinde olacaksın, insanlar arasında yaşayacaksın; fakat dünya elinde olacak, gönlüne yerleşmeyecek.
Gemi için su lazımdır; fakat su geminin içine girerse onu batırır.
Dünya da böyledir.
Geçinmek için lazımdır; gönlü işgal ettiğinde insanı ağırlaştırır.
Herkes Sana Benzemeyecek, Sen de Herkese Benzeme
Ya Ömer!
İnsanın bir başka yanılgısı da herkesi kendisi gibi sanmasıdır.
Sen vefalıysan herkesi vefalı zannedersin.
Sen sözünün eriysen herkesin sözünü söz bilirsin.
Sen dostluğa hesap karıştırmıyorsan başkasının da karıştırmadığını düşünürsün.
Sonra incinirsin.
Oysa olgunluk, herkesi kendine benzetmek değildir; herkesi olduğu hâliyle görüp kendi özünü kaybetmemektir.
Bırak bazıları dünyayı hesap defteri gibi yaşasın.
Sen gönül defterini temiz tut.
Bırak onlar “Bundan bana ne gelir?” diye sorsun.
Sen zaman zaman, “Benden ona ne iyilik gider?” diye sor.
Çünkü hayatın sonunda insanın önüne servetinin bilançosundan önce ömrünün bilançosu çıkar.
Ne topladın değil yalnızca; ne dağıttın?
Ne aldın değil; ne verdin?
Kaç kişiye hükmettin değil; kaç gönlü incitmeden geçebildin?
Kendini Kaybetme
İnsan bazen kabul görmek uğruna kendinden eksiltir.
Bir topluluğa girebilmek için susar. Bir makamı korumak için eğilir. Bir menfaat uğruna görmezden gelir. Sevilmek için olmadığı biri gibi davranır.
Derken herkes onu kabul eder ama bir kişi artık onu tanıyamaz:
Kendisi.
İşte en ağır yalnızlık budur.
İnsanın kalabalıkların arasında kendisine yabancı düşmesi…
Bu yüzden bazen kaybetmek gerekir.
Bir makam kaybedilir.
Bir dostluk biter.
Bir kapı kapanır.
Bir menfaat elden gider.
Fakat vicdan kalırsa insan hâlâ zengindir.
Çünkü bazı kayıplar insanı küçültmez, kurtarır.
Gönlünü Ucuza Verme
Ya Ömer!
İnsan kıymetlidir.
Bir makamdan, bir servetten, bir alkıştan çok daha kıymetlidir.
Çünkü mal yeniden kazanılır. Makam yeniden bulunabilir. İtibar yeniden kurulabilir.
Ama kirletilmiş bir vicdanı temizlemek kolay değildir.
Onun için gönlünü ucuz pazarlarda satma.
Seni anlamayanlar olabilir.
Yalnız bırakabilirler.
“Değiş artık” diyebilirler.
“Bu zamanda böyle yaşanmaz” diye öğüt verebilirler.
Sen yine de iyiliği saflık, merhameti zayıflık, vefayı aptallık sayma.
Çünkü dünyanın terazisi başka, Hakk’ın terazisi başkadır.
Ve gün gelir insan anlar:
Mesele dünyaya benzemek değilmiş.
Mesele, bütün bu dünyanın içinden geçerken kendine yabancılaşmadan, kul olduğunu unutmadan, bir gönlü sebepsiz yere kırmadan ve insanlık haysiyetini dünyalık hesaplara kurban etmeden yürüyebilmekmiş.
O vakit insan şöyle diyebilir:
Ya Ömer!
Dünya ne ise oydu.
Ben de ne isem o olmaya çalıştım.
Uyuşamadığımız yerler oldu.
Dünya bana kendine benzememi söyledi; ben gönlümü korumayı seçtim.
Kaybettiklerim oldu belki…
Fakat kendimi kaybetmedim.
Ve şimdi biliyorum ki insanın en büyük serveti, dünyadan ne kadar topladığı değil; dünyadan geçerken insanlığından ne kadarını yanında tutabildiğidir.